Teksas, kamu okullarında İncil’den pasajların ve hikâyelerin öğrencilere zorunlu olarak okutulmasını öngören yeni bir düzenlemeyi hayata geçirdi. Muhafazakâr siyasetin son hamlelerinden biri olarak öne çıkan bu karar, eyaletteki eğitim müfredatına dini metinlerin dâhil edilmesini resmîleştiriyor. Teksas Eğitim Ajansı tarafından onaylanan yönerge, ilkokuldan liseye kadar tüm kademelerde İncil’in öğretim materyali olarak kullanılmasını zorunlu kılıyor. Uygulama, din ve devlet işlerinin ayrılığı ilkesini savunan grupların tepkisini çekerken, Cumhuriyetçi Parti tabanından ise tam destek alıyor. Düzenleme, özellikle İncil’in tarihsel ve edebî bir metin olarak ele alınacağını savunan yetkililer tarafından savunuluyor. Ancak eleştirmenler, bu adımın devlet okullarında dolaylı olarak Hristiyanlığı teşvik ettiğini ve diğer inançlara veya inançsızlara karşı ayrımcılık yarattığını belirtiyor.
Gelişmenin arka planı: Eğitimde dini referansların yükselişi
Teksas, Amerika Birleşik Devletleri genelinde devlet okullarında İncil’e yer verilmesini yasalaştıran eyaletler arasına katıldı. 2023 yılı itibarıyla Florida, Oklahoma, Louisiana, Mississippi, Alabama, Arkansas, Tennessee, Kentucky, Missouri, Indiana, Ohio, Batı Virginia, Güney Dakota, Kuzey Dakota, Montana, Idaho, Utah, Arizona ve Wyoming gibi eyaletler de benzer yasaları kabul etti. Bu eyaletlerin ortak özelliği, Cumhuriyetçi Parti’nin güçlü olduğu ve muhafazakâr Hristiyan lobisinin etkili olduğu bölgeler olması. Yasalar genellikle İncil’in tarih, edebiyat ve sanat derslerinde kültürel bir referans olarak kullanılmasını meşrulaştırıyor. Ancak her eyalette uygulama farklılık gösteriyor; kimi eyaletlerde sadece seçmeli ders olarak sunulurken, Teksas gibi bazılarında zorunlu hâle getiriliyor. Muhafazakâr hareketin liderleri, bu adımın “Batı medeniyetinin temel metinlerini” öğrencilere tanıtmak için gerekli olduğunu iddia ediyor. Buna karşılık Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) ve diğer sivil toplum kuruluşları, söz konusu yasaların Anayasa’nın din özgürlüğü ve devlet-din ayrılığı ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle federal mahkemelerde dava açtı. Bu davalardan bazıları, eyaletlerin dine dayalı müfredat dayatmasının anayasaya aykırı olduğu yönünde emsal kararlar verirken, Yüksek Mahkeme’nin muhafazakâr çoğunlukla yaptığı son atamalar, gelecekteki kararların bu yasalar lehine değişebileceği yorumlarına yol açıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Laiklik tartışmaları ve Amerikan toplumundaki kutuplaşma
Bu gelişme, yalnızca Amerika’yı değil, aynı zamanda din-devlet ilişkilerinin tartışmalı olduğu diğer ülkeleri de yakından ilgilendiriyor. Avrupa’da özellikle Fransa, laiklik (laïcité) ilkesi gereği devlet okullarında dini sembol ve metinlere sınırlı bir yer verirken, bu tür uygulamaları Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı buluyor. Öte yandan Birleşik Krallık, İskandinav ülkeleri ve Almanya’nın bazı eyaletleri, tarihsel ve kültürel nedenlerle devlet okullarında din eğitimine izin veriyor ancak bu eğitim genellikle mezhepsel değil, karşılaştırmalı din bilimi şeklinde veriliyor. ABD’deki bu eğilim, küresel ölçekte muhafazakâr popülizmin yükselişiyle de paralellik gösteriyor. Macaristan, Polonya, Brezilya ve Hindistan gibi ülkelerde de hükümetler, eğitim müfredatını ulusal ve dini değerler etrafında yeniden şekillendirmeye çalışıyor. Bu durum, uluslararası insan hakları örgütleri tarafından ifade özgürlüğü, din özgürlüğü ve azınlık hakları açısından endişeyle karşılanıyor. ABD’deki İncil yasaları, ayrıca Hristiyan milliyetçiliği kavramını yeniden gündeme taşırken, Amerikan toplumundaki siyasi kutuplaşmanın eğitim alanına yansıması olarak değerlendiriliyor. Okullarda evrim teorisinin yanı sıra cinsel eğitim ve toplumsal cinsiyet konularında da benzer tartışmalar yaşanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’de devlet okullarında İncil’in zorunlu hale getirilmesi, Türkiye’deki din-devlet tartışmalarına benzer bir dinamiği yansıtıyor. Türkiye’de de zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri uzun süredir tartışma konusuyken, ABD’deki bu gelişme, laiklik ilkesinin farklı ülkelerdeki yorumlarına ışık tutuyor. Türk dış politikası açısından, ABD’deki muhafazakâr dalga, iki ülke arasındaki ideolojik farklılıkları derinleştirebilir. Ancak doğrudan bir etki beklenmemekle birlikte, küresel muhafazakâr örgütlenmelerin Türkiye’deki benzer gruplarla bağlantı kurması, iç siyasette dini referansların artmasına katkı sağlayabilir. Bu durum, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde laiklik vurgusunu yeniden gündeme getirebilir.