ABD'de 8 Kasım'da yapılacak ara seçimler öncesinde seçmenlerin ezici çoğunluğu ülkenin ulusal borcundan endişe duyuyor. Gözlemci kuruluşların yaptığı araştırmalara göre, seçmenler "bir şeylerin yanlış olduğu" hissini taşıyor. Ancak ekonomistler ve siyaset analistleri, bu yıl borç sorununa yönelik kapsamlı bir çözüm beklenmediğini, sadece küçük çaplı düzenlemelerin gündeme gelebileceğini belirtiyor.
Borç Endişesinin Arka Planı
ABD federal hükümetinin toplam borcu 31 trilyon doları aşmış durumda ve bu rakam gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYH) yaklaşık %120'sine denk geliyor. Pandemi döneminde uygulanan geniş teşvik paketleri, altyapı yatırımları ve artan savunma harcamaları borcu rekor seviyelere taşıdı. Aynı zamanda enflasyonun son 40 yılın zirvesine çıkması, hane halkının alım gücünü eritirken, borç faiz ödemeleri de bütçede eğitim ve sağlık gibi alanlara ayrılan payı daraltıyor.
Gözlemci kuruluşlar, seçmenlerin bu tabloyu "sürdürülemez" olarak gördüğünü aktarıyor. Yapılan anketlerde katılımcıların %70'ten fazlası ulusal borcun "çok önemli" bir sorun olduğunu belirtiyor. Ancak aynı seçmenler, borcu azaltmak için vergi artışı veya sosyal harcama kesintisi gibi seçeneklere sıcak bakmıyor. Bu çelişki, siyasi partilerin borç konusunu seçim kampanyalarında nasıl ele alacağını zorlaştırıyor.
Siyasi Kutuplaşma Çözümü Engelliyor
Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki derin görüş ayrılıkları, borç sorununa kalıcı bir çözüm bulunmasını engelliyor. Cumhuriyetçiler genellikle harcama kesintilerine odaklanırken, Demokratlar vergi artışlarını savunuyor. Başkan Joe Biden yönetimi, borcu azaltmak için öncelikle büyük şirketlerden ve yüksek gelirlilerden daha fazla vergi alınmasını öneriyor. Cumhuriyetçiler ise sosyal güvenlik ve Medicare gibi programlarda kesinti yapılmadan borcun düşürülemeyeceğini söylüyor.
Uzmanlar, ara seçimlerden sonra Kongre'deki güç dengesinin değişebileceğini, ancak borç konusunda kapsamlı bir anlaşmanın yine de zor olduğunu vurguluyor. Önümüzdeki yıl borç tavanı müzakerelerinin yeniden gündeme gelmesi bekleniyor. Geçmişte borç tavanı krizleri piyasaları sarsmış ve ülkenin kredi notu düşmüştü. Bu kez de benzer bir senaryonun yaşanabileceği, ancak seçim öncesi tarafların uzlaşmaya yanaşmayacağı ifade ediliyor.
Öte yandan, Federal Reserve'in faiz artırımları borç faiz yükünü daha da artırıyor. Faiz oranlarının yükselmesi, hükümetin borç çevirme maliyetini yükseltirken, bütçe açığını finanse etmeyi zorlaştırıyor. Bu durum, borç sorununun sadece maliye politikasıyla değil, para politikasıyla da yakından ilişkili olduğunu gösteriyor.
Küresel Etkiler ve Piyasalar
ABD'nin borç sorunu sadece ülke içi bir mesele değil; küresel ekonomi için de risk oluşturuyor. Dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD'nin borcunun sürdürülemez hale gelmesi, küresel tahvil piyasalarını, döviz kurlarını ve sermaye akışlarını etkileyebilir. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, ABD faizlerinin yükselmesiyle borçlanma maliyetlerinin artmasından endişe ediyor. Ayrıca, ABD dolarının rezerv para birimi statüsü, borç krizinin küresel yansımalarını daha da önemli kılıyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kuruluşlar, ABD'nin borç yörüngesinin orta vadede sürdürülebilir olmadığı uyarısında bulunuyor. Ancak bu kuruluşlar, ABD'nin borcunu çevirme kapasitesinin hâlâ güçlü olduğunu, dolayısıyla kısa vadede bir kriz beklenmediğini de ekliyor. Yine de seçmenlerin bu konudaki hassasiyeti, siyasetçiler üzerinde baskı oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki borç endişesi ve olası politika değişiklikleri Türkiye'yi doğrudan etkileyebilir. ABD faiz oranlarındaki artış, küresel sermaye akışlarını ABD'ye yönlendirerek gelişmekte olan ülkelerden çıkışa neden olabilir; bu da Türk lirası ve cari açık üzerinde baskı yaratır. Ayrıca, ABD'nin borç tavanı müzakereleri sırasında yaşanabilecek piyasa dalgalanmaları, Türkiye gibi dış finansmana ihtiyaç duyan ekonomiler için risk oluşturur. Öte yandan, ABD'nin savunma harcamalarını kısması durumunda NATO içindeki dengeler değişebilir ve Türkiye'nin savunma sanayii iş birlikleri etkilenebilir. Bu nedenle Türkiye, ABD'deki borç tartışmalarını yakından takip etmeli ve ekonomik dayanıklılığını artıracak önlemleri almalıdır.