ABD, Kızıldeniz'deki ticari deniz yollarını kontrol etmek için verilen mücadele kapsamında Somali'nin kuzeydoğusundaki ayrılıkçı Puntland bölgesinde askeri varlığını önemli ölçüde artırıyor. Middle East Eye'ın haberine göre, Washington yönetimi, Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarına karşı Körfez'deki müttefikleriyle birlikte yürüttüğü operasyonları desteklemek amacıyla Puntland'ın kıyı şeridinde yeni bir askeri üs kurmayı planlıyor. Bu gelişme, bölgedeki güç dengelerini değiştirebilecek nitelikte.
Puntland, 1991'de Somali'nin çöküşünden bu yana fiilen bağımsız bir yönetime sahip olan, ancak uluslararası alanda Somali'nin bir parçası olarak kabul edilen bir bölge. Afrika Boynuzu'nun stratejik noktalarından biri olan Puntland, Aden Körfezi'ne ve Kızıldeniz'in güney girişine hakim konumda. Bu özelliği, bölgeyi küresel güçlerin ilgi odağı haline getiriyor. Özellikle son dönemde Yemen'deki İran destekli Husilerin İsrail ve Batılı gemilere yönelik saldırıları, Kızıldeniz ticaretini sekteye uğratınca, ABD ve müttefikleri bölgedeki güvenlik önlemlerini artırma kararı aldı.
Gelişmenin arka planı
ABD'nin Puntland'daki askeri varlığını güçlendirme kararı, aslında geçtiğimiz yıl içinde şekillenen bir sürecin parçası. Washington, Husilere karşı etkili bir mücadele için Yemen kıyılarına yakın üslerin önemini vurguluyor. Puntland'ın Berbera limanı ve çevresindeki bölgeler, bu açıdan ideal bir konum sunuyor. Ancak bu durum, bölgedeki diğer aktörleri rahatsız ediyor. Özellikle Türkiye'nin dostane ilişkiler kurduğu Somali federal hükümeti, Puntland'a yapılacak askeri yatırımların ülkenin birliğini zayıflatabileceğinden endişeli.
Somali hükümeti, Puntland yönetimiyle uzun süredir yetki çatışması yaşıyor. Puntland, federal hükümetin kararlarına sık sık karşı çıkıyor ve kendi güvenlik güçlerini bulunduruyor. ABD'nin Puntland ile doğrudan askeri işbirliği yapması, Mogadişu yönetiminin egemenlik haklarına gölge düşürebilir. Bu nedenle, ABD'nin bu adımı sadece bölgesel değil, aynı zamanda Somali'nin iç siyasetinde de yeni bir gerilim kaynağı olabilir.
Bölgesel ve küresel boyut
Puntland'daki ABD üssü, sadece Somali'yi değil, tüm Afrika Boynuzu'nu ve Kızıldeniz'i ilgilendiren stratejik bir hamle. Bölgede halihazırda ABD'nin Cibuti'deki Camp Lemonnier üssü bulunuyor. Ancak bu üs, Kızıldeniz'in kuzeyindeki operasyonlar için yeterli görülmüyor. Puntland'da kurulacak yeni bir üs veya genişletilecek askeri varlık, ABD'ye Husilere karşı daha esnek ve hızlı müdahale imkanı tanıyacak. Aynı zamanda, Çin'in ve Rusya'nın bölgede artan nüfuzuna karşı da bir denge unsuru oluşturacak.
Çin'in Cibuti'deki askeri üssü ve Rusya'nın Sudan'da üs kurma girişimleri, bölgedeki güç mücadelesini yoğunlaştırıyor. ABD'nin Puntland'a yönelmesi, bu rekabette yeni bir cephe açıyor. Öte yandan, Körfez ülkeleri de Puntland ile yakın ilişkiler geliştirmiş durumda. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Puntland'da askeri tesisler inşa etmiş ve bölgede etkisini artırmıştı. ABD'nin bu adımı, BAE ile olan ittifakı güçlendirirken, Katar ve Türkiye'nin bölgedeki politikalarını da etkileyebilir.
Kızıldeniz'in güvenliği, dünya ticaretinin yaklaşık %12'sinin geçtiği kritik bir su yolu. Husilerin saldırıları, küresel tedarik zincirlerinde aksamalara yol açtı ve navlun maliyetlerini artırdı. Bu nedenle ABD'nin bölgedeki askeri varlığını güçlendirmesi, sadece askeri bir önlem değil, aynı zamanda küresel ekonominin istikrarı için de kritik bir adım olarak değerlendiriliyor. Ancak bu durum, bölgedeki çatışma riskini de beraberinde getiriyor. Husiler, ABD'nin Puntland'a yerleşmesini bir tehdit olarak algılayabilir ve saldırılarını genişletebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Somali ile güçlü ekonomik ve askeri işbirliği geliştirmiş durumda. Mogadişu'da askeri üssü bulunan Türkiye, Somali'nin birliğini ve toprak bütünlüğünü destekliyor. ABD'nin ayrılıkçı Puntland'a askeri yatırım yapması, Türkiye'nin Somali politikasını dolaylı olarak etkileyebilir. Ankara, bölgedeki istikrarın korunmasından ve Kızıldeniz güvenliğinden yana. Ancak Puntland'ın güçlenmesi, Somali federal hükümetinin zayıflamasına yol açarsa, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzu zarar görebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Katar ile yakın ilişkileri, BAE ve ABD'nin bölgedeki etkisini dengeleme çabasıyla çelişebilir. Bu gelişme, Türk dış politikasının Afrika Boynuzu'ndaki dengeleri yeniden gözden geçirmesini gerektirebilir.