Küresel yatırımcıların “Amerika’yı Sat” (Sell America) çağrılarına rağmen, ABD piyasaları yabancı sermaye girişinde rekor kırmaya devam ediyor. Özellikle son çeyrekte, ABD Hazine tahvilleri ve hisse senedi piyasalarına giren yabancı fon miktarı 1 trilyon doları aştı. Dolar endeksi (DXY) yılbaşından bu yana yüzde 3 değer kazanırken, ABD doları küresel rezervlerdeki yüzde 59’luk payını koruyor. Bu veriler, ABD ekonomisinin beklenenden daha dirençli olduğunu ve ‘düşüş’ senaryolarının henüz gerçekleşmediğini gösteriyor.
Gelişmenin Arka Planı: Neden ‘Sell America’ Çağrıları Yapıldı?
ABD’de yüksek enflasyon ve Fed faiz artırımlarının 2022-2023 döneminde etkili olması, birçok analistin “Amerikan varlıklarının aşırı değerli olduğu” tezini öne sürmesine yol açmıştı. Özellikle Çin ve Suudi Arabistan gibi büyük yabancı alacaklıların ABD Hazine tahvillerini azaltması, bu görüşü güçlendirdi. Ancak 2024’ün ilk yarısı, beklenenin aksine ABD’ye yönelik sermaye akışının hızlandığını ortaya koydu. ABD Merkez Bankası (Fed) verilerine göre, yabancı merkez bankaları ve özel yatırımcılar, Haziran 2024 itibarıyla 8,2 trilyon dolarlık ABD Hazine tahvili tutuyor; bu, tarihî bir rekor. Aynı dönemde S&P 500 endeksi yıllık bazda yüzde 12 yükseldi.
Bloomberg’in analizine göre, yatırımcılar ABD’nin teknoloji devleri (Apple, Microsoft, Nvidia) ve enerji sektöründeki kârlılığına odaklanıyor. Küresel belirsizlikler (Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu gerginliği) ve Çin ekonomisindeki yavaşlama, ABD’yi 'güvenli liman' olarak öne çıkarıyor. Ayrıca, yapay zekâ ve yeşil enerji yatırımlarının ABD’de yoğunlaşması, uzun vadeli sermaye akışını destekliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Rezerv Para Statüsü Sarsılıyor mu?
Doların küresel rezerv para birimi olarak hâkimiyeti, BRICS ülkelerinin alternatif arayışlarına rağmen sürüyor. Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, doların merkez bankası rezervlerindeki payı 2023 sonunda yüzde 58,9’a gerilemiş olsa da, bu oran hâlâ euro (yüzde 20,4), Japon yeni (yüzde 5,7) ve sterlinin (yüzde 4,8) çok üzerinde. Çin yuanının payı ise yüzde 2,3 seviyesinde. Doların bu konumu, ABD’nin bütçe açığı ve borç stoku arttıkça sorgulanıyor ancak kısa vadede alternatif bir para biriminin bu rolü üstlenmesi mümkün görünmüyor.
JPMorgan Chase’in baş küresel piyasa stratejisti Dr. David Kelly konuyla ilgili olarak şu değerlendirmeyi yaptı: “Yatırımcılar, ABD’nin yapısal sorunlarını biliyor ancak daha iyi bir alternatifin olmaması, fonların ABD’de kalmasına neden oluyor.” Öte yandan, ABD’nin artan cari açığı ve Çin’in de-dolarizasyon çabaları, orta vadede doların hegemonyasını zorlayabilir. Ancak şu an için piyasa, “Sell America” yerine “Buy America” diyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’ye yabancı sermaye girişinin devam etmesi, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için dolaylı etkiler taşıyor. Doların güçlü kalması, gelişmekte olan piyasalardan sermaye çıkışına yol açarak Türk lirası üzerinde baskı yaratabilir. Ancak ABD’nin yüksek faiz politikasının sonuna yaklaşıldığı sinyalleri, Türkiye’nin ihracat rekabetçiliğini artırabilir. Ayrıca, ABD’deki teknoloji yatırımlarının tedarik zincirlerini çeşitlendirmesi, Türkiye’nin Orta Koridor girişimleri açısından yeni fırsatlar doğurabilir. Türkiye’nin dolar cinsinden dış borç stoku göz önüne alındığında, güçlü doların kısa vadede maliyetleri artırabileceği de unutulmamalıdır.