Washington'un Hint-Pasifik bölgesinde Çin'in artan nüfuzuna karşı koyabilmesi için yalnızca bölgeye değer verdiğini göstermesi yetmiyor. Uzmanlara göre Amerika Birleşik Devletleri, müttefikleri ve ortaklarıyla somut adımlar atmadan, ekonomik ve güvenlik taahhütlerini sürdürülebilir kılmadan Çin karşısında güvenilirliğini kanıtlayamaz. Pasifik Adaları Forumu gibi bölgesel platformlarda artan Çin etkinliği, ABD'nin bu boşluğu doldurmak için daha kapsamlı bir strateji izlemesini zorunlu kılıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Son yıllarda Çin, Pasifik Adaları ülkeleriyle ticaret anlaşmaları, altyapı projeleri ve güvenlik iş birliği anlaşmaları imzalayarak bölgedeki nüfuzunu önemli ölçüde artırdı. Özellikle Solomon Adaları ile yapılan güvenlik anlaşması, Çin'in askeri varlığını Avustralya ve Yeni Zelanda'nın arka bahçesine taşıma potansiyeli nedeniyle Batılı ülkelerde alarm yarattı. Buna karşılık ABD, Başkan Joe Biden yönetimiyle birlikte Pasifik'e yönelik dikkatini artırdığını göstermeye çalıştı. Ancak uzmanlar, Başkanın birkaç ziyareti ve yüksek düzeyli toplantıların ciddi bir stratejinin yerini tutamayacağını vurguluyor.
ABD'nin bölgeye yönelik yaklaşımı, Soğuk Savaş dönemindeki büyük ölçekli kalkınma yardımlarından oldukça farklı. Günümüzde Çin, Pasifik ülkelerine borçlanma kolaylıkları, altyapı finansmanı ve ticaret fırsatları sunarak cazibe merkezi haline geliyor. ABD'nin ise bu ülkelere sunduğu somut teklifler sınırlı ve genellikle kriz anlarıyla sınırlı kalıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Hint-Pasifik bölgesi, dünya ticaretinin üçte ikisinin geçtiği stratejik bir alan. Çin'in bu bölgede artan nüfuzu, yalnızca ABD'nin bölgesel müttefikleri için değil, küresel dengeler için de belirleyici olabilir. ABD, Japonya, Avustralya ve Hindistan ile oluşturduğu Dörtlü Diyalog (QUAD) çerçevesinde iş birliğini artırmaya çalışıyor. Ancak uzmanlar, bu yapının Pasifik Adaları ülkelerinin temel ihtiyaçlarına yanıt vermede yetersiz kaldığını belirtiyor.
Bölgedeki ülkeler ise ikilem yaşıyor: bir yandan Çin'le ekonomik ilişkilerini geliştirmek isterken, diğer yandan güvenlik açısından ABD ve müttefiklerine yakınlıklarını korumak istiyorlar. Bu hassas denge, ABD'nin bölge ülkeleriyle daha derin ve uzun vadeli ortaklıklar kurmasını gerektiriyor. Salt askeri varlık göstermek ya da dönemsel ziyaretler yapmak yerine, iklim değişikliğiyle mücadele, balıkçılık yönetimi ve eğitim gibi alanlarda somut projelerle bölgeye yatırım yapması gerekiyor.
Uzmanlara göre ABD'nin öncelikle Pasifik Adaları'nın kalkınma taleplerine saygı duymayı öğrenmesi şart. Bölge liderleri, dayatmacı olmayan, onları ortak olarak gören yaklaşımları önemsiyor. Bu bağlamda ABD'nin diplomatik temsilciliklerini güçlendirmesi, bölgesel kuruluşlara düzenli olarak katılım göstermesi ve mali kaynakları sürdürülebilir biçimde ayırması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD ile Çin arasındaki Pasifik rekabeti, Türkiye'nin doğrudan taraf olmadığı ancak küresel güç dengeleri açısından yakından izlediği bir gelişme. Bu rekabet, Çok kutuplu dünya düzeninde Türkiye'ye manevra alanı sağlayabilir; ancak aynı zamanda ABD'nin Asya'ya odaklanarak Orta Doğu ve Doğu Avrupa'daki angajmanını azaltması, Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırabilir. Türkiye, Pasifik bölgesindeki ürünlerle kendi girişimleri olduğu için (örneğin Pasifik Adaları ile diplomatik ilişkiler) bölgede dengeli bir politikayı sürdürüyor. Ancak Ankara'nın, bu gelişmeleri takip ederek hem ABD hem de Çin ile ilişkilerini çeşitlendirmesi ve Asya-Pasifik'te yeni ekonomik ortaklıklar araması stratejik bir öngörü olacaktır.