Ocak ayında yaptığım değerlendirmede, ABD'nin Ortadoğu'dan çekilmediğini, aksine güvenlik sorumluluklarını bölgesel müttefiklere devrederek Hint-Pasifik bölgesine yöneldiği bilinçli bir stratejik geçiş yürüttüğünü savunmuştum. Geçtiğimiz aylar bu öngörüyü doğruladı. Washington'un bölgeden askeri varlığını azaltması, yerel dinamikleri yeniden şekillendirirken, müttefiklerin ve rakiplerin hesaplarını da değiştiriyor.
Küresel Önceliklerin Yeniden Düzenlenmesi
ABD yönetimi, uzun süredir tartışılan 'Asya pivotu'nu artık daha somut adımlarla hayata geçiriyor. Pentagon'un yeni bütçe tekliflerinde Hint-Pasifik komutanlığına ayrılan kaynaklar artarken, Orta Doğu'daki üslerin ve askeri personelin azaltılması planlanıyor. Bu, yalnızca maliyet tasarrufu değil, aynı zamanda Çin'in yükselişine karşı jeopolitik bir önceliklendirme olarak görülüyor.
Bölgesel müttefikler, özellikle Körfez ülkeleri, bu süreçte daha fazla sorumluluk üstlenmek zorunda kalıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, kendi güvenlik mimarilerini güçlendirirken, ABD'nin güvenlik şemsiyesine olan bağımlılıklarını da sorgulamaya başladı. Yemen'deki çatışmalardan, İran ile gerilimlere kadar pek çok dosyada bölgesel aktörlerin ön saflarda yer aldığı görülüyor.
Bu geçiş, Rusya'nın Ukrayna'ya müdahalesiyle daha da karmaşık hale geldi. ABD, aynı anda hem Avrupa'daki cepheyi desteklemek hem de Hint-Pasifik'teki iddiasını sürdürmek zorunda. Bu nedenle Ortadoğu'daki angajmanını minimumda tutmaya çalışıyor. Buna karşılık, İran'ın nükleer programı ve bölgedeki vekil güçleri konusundaki endişeler devam ediyor.
Bölgesel Güç Dengesi ve İran Faktörü
ABD'nin askeri azalması, İran'ın bölgesel nüfuzunu pekiştirmesine alan açabilir. Tahran, Yemen'de Husilere, Suriye'de Beşar Esad rejimine, Lübnan'da Hizbullah'a verdiği destekle zaten nüfuzunu genişletmiş durumda. ABD'nin müttefiklerine devrettiği güvenlik sorumlulukları, bu ülkelerin İran'a karşı koyma kapasitesine bağlı.
İsrail ise, ABD'nin desteğini korumakla birlikte, kendi askeri operasyonlarını ve istihbarat faaliyetlerini artırarak bölgedeki inisiyatifi ele alıyor. İsrail ile bazı Arap ülkeleri arasında imzalanan İbrahim Anlaşmaları, ABD'nin öncülük ettiği yeni bir güvenlik çerçevesinin parçası olarak görülüyor. Bu anlaşmalar, İran karşıtı bir koalisyonun temelini oluşturabilir.
Çin'in bu süreçte Ortadoğu'da artan ekonomik ve diplomatik varlığı, ABD'nin boşalttığı alanı doldurmaya çalışan bir güç olarak öne çıkıyor. Pekin'in Suudi Arabistan ve İran ile ilişkileri geliştirmesi, bölgedeki dengeleri Washington'un aleyhine değiştirebilir. ABD'nin nüfuzunu korumak için yalnızca askeri değil, ekonomik ve diplomatik araçları da devreye sokması gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Ortadoğu'dan kısmi çekilmesi, Türkiye için hem risk hem de fırsatlar barındırıyor. Güvenlik sorumluluklarının bölgesel aktörlere devri, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askeri harekatlarını etkileyebilir. ABD'nin PKK/PYD'ye olan desteği devam ettikçe, Türkiye'nin güvenlik endişeleri sürecektir. Ancak ABD'nin azalan ilgisi, Türkiye'nin Suriye'deki nüfuzunu artırma ve İran ile denge politikası geliştirme fırsatı da yaratabilir. Türkiye, hem NATO müttefiki hem de bölgesel bir güç olarak bu geçişte dengeleyici bir rol üstlenebilir.