ABD’de okyanusların korunması ve su ürünleri yetiştiriciliğinin (akuakültür) düzenlenmesi, uzun süredir siyasi tartışmaların odağında. Ancak son yıllarda artan iklim değişikliği etkileri, deniz ekosistemlerinin korunması ve gıda güvenliği ihtiyacı, bu alanda yeni bir yasal düzenleme arayışını beraberinde getirdi. MARA (Marine Aquaculture Research and Advancement) Yasası, federal sularda akuakültür araştırma ve geliştirme faaliyetlerini bilimsel temellere oturtmayı amaçlıyor. Mevcut durumda, her yeni yönetim okyanus politikalarını değiştirebiliyor, bu da yatırımcılar ve araştırmacılar için belirsizlik yaratıyor. MARA Yasası ile bu belirsizlik ortadan kaldırılmak isteniyor.
Gelişmenin arka planı
ABD, dünyanın en büyük deniz alanlarından birine sahip olmasına rağmen, akuakültür üretiminde geride kalıyor. Çin, Norveç ve Şili gibi ülkeler, açık deniz yetiştiriciliğinde öncü konumda. ABD’de ise eyaletler arası düzenleme farklılıkları, çevresel kaygılar ve siyasi çekişmeler, sektörün gelişmesini engelliyor. MARA Yasası, bu sorunu çözmek için Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA) bünyesinde koordineli bir araştırma programı oluşturmayı ve çevresel etki değerlendirmelerini zorunlu kılmayı öngörüyor. Yasa, su ürünleri yetiştiriciliğinde sürdürülebilirliği garanti altına almak için bilimsel verilerin kullanılmasını şart koşuyor.
Özellikle Atlantik somonu ve Pasifik istiridyesi gibi türlerin yetiştiriciliği, kıyı toplulukları için ekonomik fırsatlar sunuyor. Ancak çevre örgütleri, açık deniz kafeslerinin deniz memelilerine ve doğal balık stoklarına zarar verebileceğini savunuyor. MARA Yasası, bu endişeleri bilimsel çalışmalarla dengelemeyi hedefliyor. Yasa ayrıca, deniz kirliliği ve hastalık yönetimi gibi konularda ortak standartlar getiriyor.
Bölgesel veya küresel boyut
MARA Yasası’nın küresel etkileri de bulunuyor. ABD, dünyanın en büyük deniz ürünleri ithalatçılarından biri; tükettiği balığın yüzde 90’ından fazlasını yurt dışından alıyor. Kendi akuakültür üretimini artırarak hem dışa bağımlılığı azaltmak hem de sürdürülebilir üretim modelleri geliştirmek istiyor. Bu yasa, ABD’yi uluslararası standart belirleme konusunda da avantajlı konuma getirebilir. Öte yandan, iklim değişikliği kaynaklı okyanus asitlenmesi ve sıcaklık artışları, geleneksel balıkçılığı tehdit ediyor; akuakültür, gıda güvenliği için kritik bir alternatif haline geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye de su ürünleri yetiştiriciliğinde önemli bir üretici ve ihracatçı konumunda. MARA Yasası’nın getirdiği bilimsel düzenleme anlayışı, Türkiye’nin kendi mevzuatında da örnek alınabilecek bir model oluşturuyor. ABD’nin bu alandaki politikaları, küresel deniz ürünleri ticaretini ve çevre standartlarını etkileyebilir. Türkiye, ABD pazarına ihracat yaparken bu standartlara uyum sağlamak zorunda kalabilir. Aynı zamanda, iklim değişikliğine uyum ve mavi ekonomi politikaları kapsamında bilime dayalı düzenlemelerin önemi artıyor. MARA Yasası’nın başarısı, Türkiye’nin de benzer adımlar atması için bir referans olabilir.