Eski ABD Başkanı Donald Trump, 15 Şubat Perşembe günü Florida'daki Mar-a-Lago malikanesinden yapacağı prime-time konuşmasında “gerçekten büyük haber” olarak nitelendirdiği bir açıklama yapmaya hazırlanıyor. Trump’ın yardımcıları, konuşmanın 2020 başkanlık seçimlerine ilişkin yeni iddialar içereceğini ve mevcut Başkan Joe Biden yönetimini hedef alacağını duyurdu. Bu hamle, Beyaz Saray’ın 2020 seçimlerine yönelik incelemeleri yeniden canlandırması ve bir dizi eyalette yeni oy kısıtlamaları getirilmesiyle aynı döneme denk geliyor. Trump, konuşmasında seçimlerin “çalındığı” yönündeki asılsız iddialarını yinelemesi bekleniyor.
Gelişmenin arka planı
Trump’ın bu konuşması, Cumhuriyetçi Parti’nin 2024 başkanlık seçimleri öncesinde seçim güvenliğini merkeze alan stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Eyalet yasama organlarında Cumhuriyetçiler, posta yoluyla oy kullanma ve erken oy kullanma gibi uygulamaları kısıtlayan yasaları hızla geçiriyor. Geçen yıl en az 19 eyalette 34 seçim kısıtlaması yasası yürürlüğe girdi. Trump’ın destekçilerinin birçoğu, 6 Ocak 2021’deki Kongre baskınına yol açan “Büyük Yalan”a hâlâ inanıyor. Eski başkan, adı geçen konuşmasında seçim sonuçlarını tersine çevirmek için Adalet Bakanlığı’na baskı yapma planını da anlatması bekleniyor. Öte yandan Beyaz Saray, Siyah seçmenlerin katılımını artırmak için federal bir oy hakkı yasası talep ediyor ancak Senato’daki partizan tıkanıklık nedeniyle bu çaba sonuçsuz kaldı.
Trump’ın medya danışmanları, konuşmanın “Amerikan halkının bilmediği çok önemli bilgileri açığa çıkaracağını” söylüyor. Ancak seçim güvenliği uzmanları, Trump’ın bu tür iddialarının daha önce de mahkemelerde reddedildiğini ve bağımsız denetimlerin seçimlerde yaygın bir usulsüzlük bulmadığını hatırlatıyor. Yine de Trump, Cumhuriyetçi tabanı üzerindeki etkisini koruyor; son ankette Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 67’si 2020 seçimlerinin çalındığına inandığını söylüyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Trump’ın konuşması, sadece ABD iç siyasetinde değil, uluslararası alanda da yankı uyandıracak. Çünkü eski başkanın seçim güvensizliği söylemi, diğer ülkelerdeki popülist liderlere ilham kaynağı oluyor. Macaristan’da Viktor Orban, Brezilya’da Jair Bolsonaro ve Hindistan’da Narendra Modi, Trump’ın “büyük yalan” taktiğini kendi seçim sistemlerini sorgulamak için kullandı. Bu durum, dünya genelinde demokratik kurumlara olan güveni aşındırıyor ve seçim süreçlerinin meşruiyetini zedeliyor. Avrupa Birliği ve diğer Batılı ortaklar, ABD’deki seçim güvenliği tartışmalarını endişeyle izliyor; çünkü Washington’un iç siyasi kutuplaşması, ittifak içindeki güvenilirliğini sorgulatıyor. Özellikle NATO’nun geleceği ve Ukrayna’ya yardım gibi kritik konularda ABD’nin istikrarlı bir ortak olup olmayacağı merak ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD’deki seçim güvenliği tartışmalarını yakından izlemekle birlikte, bu gelişmenin doğrudan Ankara’yı etkilemesi beklenmiyor. Ancak ABD’de siyasi kutuplaşmanın derinleşmesi, Türk-Amerikan ilişkilerinde öngörülemezlik yaratabilir. Trump’ın olası bir zaferi, F-35 ve S-400 gibi savunma sorunlarında daha uzlaşmacı bir tutum getirebilirken, Biden’ın devamı halinde mevcut gerginlik sürebilir. Ayrıca Trump’ın “büyük yalan” söyleminin küresel popülist hareketleri güçlendirmesi, Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgede otoriterleşme eğilimlerini besleyebilir. Ankara, bu nedenle ABD’deki gelişmeleri demokrasi ve ittifak bağlamında değerlendirirken, kendi çıkarlarına en uygun senaryoya hazırlanmalıdır.