ABD Başkanı Donald Trump, göreve gelmesinin ardından savunma politikasında köklü bir değişikliğe giderek, eski yönetimin kısıtlı ve hedefli operasyon stratejisini terk edip topyekûn savaş konseptine geri dönüyor. Bu hamle, hem ABD'nin askeri kapasitesi hem de küresel istikrar açısından ciddi riskler taşıyor. Trump yönetimi, özellikle Orta Doğu'da İran'a karşı daha saldırgan bir tutum benimserken, Asya-Pasifik'te Çin'le rekabeti tırmandırıyor. The Hill'in savunma bülteninde yer alan analize göre, bu stratejik dönüşüm, ABD'nin kaynaklarını aşırı zorlayabilir ve beklenmedik çatışmalara kapı aralayabilir.
Gelişmenin arka planı: Kısıtlı operasyonlardan topyekûn savaşa
Trump'ın önceki döneminde (2017-2021) uygulanan "Öncelikle Amerikalı" doktrini, askeri müdahaleleri daraltmış ve terörle mücadeleye odaklanmıştı. Ancak yeni dönemde, Ulusal Güvenlik Danışmanı, Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı gibi kilit isimlerin değişmesiyle birlikte, ABD'nin geleneksel büyük güç savaşı konseptine dönüş hızlandı. Özellikle İran'ın nükleer programı ve bölgesel milis güçleri nedeniyle yaşanan gerginlik, Trump yönetimini İran'a karşı askeri seçenekleri masaya yatırmaya itti. Pentagon kaynaklarına göre, Basra Körfezi'ne ek uçak gemisi gönderilmesi ve Suudi Arabistan'daki askeri üslerin güçlendirilmesi bu değişimin somut işaretleri.
Uzmanlar, topyekûn savaş kavramının Soğuk Savaş döneminden kalma bir yaklaşım olduğunu ve günümüzün asimetrik tehditlerine karşı etkisiz kalabileceğini belirtiyor. Ayrıca, nükleer silahlara sahip bir ülkeyle (Rusya, Çin veya Kuzey Kore) doğrudan çatışma riski, stratejinin en tehlikeli boyutunu oluşturuyor. Trump'ın bu hamlesi, ABD'nin müttefikleri tarafından da endişeyle karşılanıyor. NATO ülkeleri, Washington'un tek taraflı kararlarının ittifak içinde krize yol açabileceğini düşünüyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Orta Doğu'dan Asya-Pasifik'e yansımalar
Trump'ın topyekûn savaşa dönüşü, ilk olarak Orta Doğu'da kendini gösteriyor. İran'a yönelik "azami baskı" politikası, askeri boyut kazanarak Tahran'ın nükleer tesislerine veya Devrim Muhafızları'na yönelik saldırı olasılığını artırıyor. Bu durum, İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidiyle birleşince küresel petrol fiyatlarında ani yükselişe neden olabilir. Diğer yandan, Çin'le Tayvan ve Güney Çin Denizi'nde yaşanan gerginlik, Trump yönetimini bölgeye daha fazla askeri güç kaydırmaya itiyor. Pentagon'un "Pasifik Caydırıcılık Girişimi" kapsamında Guam ve Japonya'daki üslerin modernizasyonu hızlandırıldı.
Küresel ölçekte, Rusya'yla Ukrayna savaşının devam ettiği bir dönemde ABD'nin iki cephede birden savaşma kapasitesi sorgulanıyor. Analistler, bu stratejinin ABD'nin askeri bütçesini daha da şişireceğini ve ulusal borcu artıracağını öngörüyor. Ayrıca, nükleer silahların kullanımına ilişkin eşiğin düşürülmesi, dünyayı yeni bir silahlanma yarışına sürükleyebilir. ABD'nin müttefikleri, özellikle Avrupa ülkeleri, bu gelişmeler karşısında kendi savunma harcamalarını artırma yoluna gidiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Trump'ın topyekûn savaş stratejisine dönüşü, Türkiye'yi jeopolitik açıdan zor bir konuma sokabilir. Orta Doğu'da İran'la olası bir çatışma, Türkiye'nin güney sınırlarında istikrarsızlık yaratabilir ve terör örgütlerine yeni alan açabilir. Ayrıca, ABD'nin Asya-Pasifik'e odaklanması, NATO'nun güney kanadının zayıflamasına yol açabilir; bu da Türkiye'nin güvenlik endişelerini artıracaktır. Öte yandan, enerji fiyatlarındaki olası artış, Türkiye'nin cari açığını ve enflasyonunu olumsuz etkileyebilir. Türkiye, bu gelişmeler karşısında diplomatik girişimlerini artırmalı ve bölgesel istikrarı koruyacak adımlar atmalıdır.