ABD Başkanı Donald Trump’ın Suudi Arabistan’a sivil nükleer program konusunda bir anlaşma duyurması bekleniyor. Bu tür anlaşmalar, ABD’nin diğer ülkelerle nükleer iş birliği yapmasını düzenleyen “123 Anlaşmaları” kapsamına giriyor. Adını Atom Enerjisi Yasası’nın 123. bölümünden alan bu anlaşmalar, nükleer teknoloji ve malzeme transferinin silah yapımına yol açmamasını garanti altına almayı hedefliyor. Suudi Arabistan’la yapılması planlanan anlaşma, Krallığın uranyum zenginleştirme ve plütonyum ayrıştırma gibi hassas faaliyetlerde bulunmasına izin verip vermeyeceği konusunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Gelişmenin Arka Planı
123 Anlaşmaları, ABD’nin nükleer enerji ve teknoloji ihracatını denetleyen temel yasal çerçevedir. Her anlaşma, ABD Kongresi’nin onayına sunulmadan önce 90 günlük bir inceleme sürecinden geçiyor. Anlaşmalar genellikle ülkenin nükleer faaliyetlerini barışçıl amaçlarla sınırlandıran, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetimlerine izin veren maddeler içeriyor. Ancak Suudi Arabistan’la yapılacak anlaşmada, Krallığın uranyumu kendi topraklarında zenginleştirmesine izin verilmesi olasılığı, silah yayılması endişelerini artırıyor. Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Suudi Arabistan’ın İran’ın nükleer programı ilerledikçe kendisinin de nükleer silah edinebileceğini ima etmişti. Bu durum, anlaşmanın bölgesel güç dengesi üzerindeki etkisini kritik hale getiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Suudi Arabistan’ın sivil nükleer programa yönelmesi, bir yandan petrol sonrası ekonomiye geçiş stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Krallık, enerji ihtiyacını çeşitlendirmek ve fosil yakıtlara olan bağımlılığını azaltmak istiyor. Öte yandan, İran’ın nükleer faaliyetleri ve bölgesel nüfuz mücadelesi, Riyad’ın nükleer seçeneği masada tutmasına neden oluyor. ABD’nin Suudi Arabistan’a yönelik bu adımı, aynı zamanda Çin ve Rusya’nın bölgede artan nüfuzuna karşı bir hamle olarak değerlendiriliyor. Pekin ve Moskova, nükleer teknoloji transferinde daha az koşul sunarak Suudi Arabistan’a cazip seçenekler sunuyor. ABD’nin 123 Anlaşması’nı bir an önce tamamlaması, bu rekabette geri kalmamak için stratejik bir zorunluluk olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Akkuyu Nükleer Güç Santrali ile nükleer enerji alanında önemli bir adım atmış durumda. Suudi Arabistan’ın nükleer programı, Doğu Akdeniz’de enerji jeopolitiğini etkileyebilir. Türkiye’nin kendi nükleer programını sürdürürken, bölgede yeni bir nükleer aktörün ortaya çıkması, hem enerji arzı hem de silahlanma yarışı açısından dikkatle izlenmeli. ABD’nin Suudi Arabistan’a nükleer teknoloji transferinde esnek davranması, Türkiye’nin benzer talepleri konusunda emsal oluşturabilir. Ancak Ankara’nın UAEA denetimlerine tam uyumu ve uluslararası normlara bağlılığı, bu süreçte farklı bir konumda olduğunu gösteriyor.