ABD, 11 Eylül saldırılarının ardından Afganistan ve Irak'ı işgal ederek başlattığı "rejim değişikliği" politikasını, bu kez İran'a yönelik olarak yeniden canlandırıyor. 2001 ve 2003 müdahaleleri, hedeflenen istikrarı sağlamak bir yana, milyonlarca sivilin ölümüne, trilyonlarca dolarlık maliyete ve bölgesel kaosa yol açtı. Buna rağmen Amerikan yönetimi, İran'da benzer bir stratejiyi farklı araçlarla—yaptırımlar, gizli operasyonlar ve muhalefete destek—deniyor. Bu yaklaşım, tarihsel başarısızlıklara rağmen neden tekrar gündemde?
Geçmiş müdahalelerin bilançosu
ABD'nin 11 Eylül sonrası askeri müdahaleleri, hedeflenen demokrasi ihracı ve istikrarın tam tersi sonuçlar doğurdu. Afganistan'da 20 yıl süren savaş, 2021'de Taliban'ın yeniden iktidara gelmesiyle sonuçlandı; ülke şimdi dünyanın en büyük insani krizlerinden birini yaşıyor. Irak'ta ise 2003 işgali, yüz binlerce sivilin ölümüne, milyonlarca insanın yerinden edilmesine ve IŞİD gibi örgütlerin doğuşuna zemin hazırladı. Irak'ın nükleer silah programı olduğu iddiaları asılsız çıktı; ülke bugün hâlâ siyasi parçalanmışlık ve ekonomik çöküşle boğuşuyor. Bu müdahalelerin toplam maliyeti 8 trilyon doları aştı ve ABD'nin küresel itibarını sarstı. Buna karşın Washington, İran'da "rejim değişikliği" fikrinden vazgeçmiş değil. Son yıllarda uygulanan azami baskı yaptırımları, İran ekonomisini köşeye sıkıştırırken, halkın %80'ini etkileyen yoksulluğa yol açtı. Ancak bu yaptırımlar, İran'ın nükleer programını durdurmadı; aksine uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırdı.
İran'da rejim değişikliği stratejisinin araçları
ABD'nin İran'a yönelik rejim değişikliği çabaları, askeri işgalden ziyade hibrit bir yaklaşımı içeriyor: ekonomik yaptırımlar, siber saldırılar, muhalif gruplara destek ve diplomatik izolasyon. 2018'de Donald Trump yönetiminin tek taraflı olarak çekildiği İran nükleer anlaşması (JCPOA) sonrası yaptırımlar yeniden uygulandı. Joe Biden döneminde anlaşmaya dönüş müzakereleri sonuçsuz kaldı. ABD, İran'da 2022'de Mahsa Amini'nin ölümüyle başlayan protestoları açıkça destekledi; ancak bu hareket kanlı bir şekilde bastırıldı. Ayrıca ABD, İran'ın bölgesel nüfuzunu dengelemek için İsrail ve Suudi Arabistan ile güvenlik işbirliğini derinleştirdi. 2024'te İsrail'in Gazze saldırısı sonrası İran ile İsrail arasındaki gerilim, bölgesel bir savaş riskini artırdı. ABD'nin İran'a yönelik gizli operasyonları ve siber saldırıları da aralıksız sürüyor. Örneğin 2021'de İran'ın nükleer tesislerine yönelik sabotaj saldırıları, İsrail ile koordineli olarak gerçekleştirildi. Tüm bu çabalar, İran rejimini zayıflatmayı ve nihayetinde değiştirmeyi hedefliyor; ancak bugüne kadar başarılı olamadı.
Bölgesel ve küresel yansımalar
ABD'nin İran'a yönelik rejim değişikliği politikası, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan istikrarı daha da bozuyor. İran, Şii milisler aracılığıyla Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'de nüfuz sahibi; bu gruplar üzerinden ABD ve müttefiklerine karşı asimetrik savaş yürütüyor. Olası bir askeri çatışma, Basra Körfezi'nde petrol akışını kesintiye uğratabilir ve küresel enerji fiyatlarını fırlatabilir. Ayrıca Rusya ve Çin, İran ile ekonomik ve askeri işbirliğini artırarak ABD'nin baskı politikasını dengeliyor. Çin, İran'ın en büyük petrol alıcısı konumunda ve 2021'de 25 yıllık kapsamlı bir işbirliği anlaşması imzaladı. Rusya ise İran ile askeri tatbikatlar düzenliyor ve Suriye'de ortak hareket ediyor. Bu durum, ABD'nin tek taraflı rejim değişikliği çabalarını etkisiz kılıyor. Uluslararası toplum, yaptırımların İran halkını hedef aldığını ve insani krizi derinleştirdiğini belirtiyor. BM raporlarına göre İran'da yoksulluk ve işsizlik rekor seviyelerde. Öte yandan İran, nükleer programını barışçıl olduğunu savunsa da uranyum zenginleştirme oranını %60'a kadar çıkardı; bu oran silah üretimi için gereken %90'a oldukça yakın. Bu durum, bölgede bir nükleer silahlanma yarışını tetikleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin İran'a yönelik rejim değişikliği çabaları, Türkiye'nin güvenliği ve ekonomisi için ciddi riskler taşıyor. İran, Türkiye'nin doğu komşusu ve önemli bir ticaret ortağı; iki ülke arasındaki ticaret hacmi yıllık 5 milyar doların üzerinde. Olası bir istikrarsızlık veya çatışma, sınır güvenliğini tehdit eder, mülteci akınını tetikler ve enerji ithalatını kesintiye uğratabilir. Türkiye, İran'a yönelik yaptırımlara katılmadı ve diplomatik çözümden yana tavır aldı. Ancak ABD'nin baskısı, Türkiye'nin denge politikasını zorlaştırıyor. Bölgesel istikrarın korunması, Türkiye'nin ekonomik ve güvenlik çıkarları açısından hayati önemde.