Washington — ABD, onlarca yıldır dünya genelinde hükümetlerin ekonomik ve stratejik tercihlerinde ilk akla gelen adres olma özelliğini taşıyordu. Ancak son dönemde yaşanan gelişmeler, bu algının ciddi biçimde sarsıldığını gösteriyor. Yabancı hükümetler, artık paralarını ABD tahvillerinde tutmak, Amerikan silah sistemlerini satın almak ve öğrencilerini Amerikan üniversitelerine göndermek konusunda daha temkinli davranıyor. Bu eğilim, ABD'nin küresel ekonomik liderliğini sürdürmesine yardımcı olan avantajlarını zamanla aşındırabilir. Söz konusu kayma henüz küçük ölçekli olsa da, yönü itibarıyla dikkatle izlenmesi gereken bir kırılma sinyali veriyor.
Statü Kaybının Arka Planı
ABD'nin uluslararası sistemdeki merkezi konumu, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan ekonomik ve güvenlik mimarisinin bir sonucuydu. Bretton Woods sistemi, Marshall Planı ve NATO gibi yapılar, Batı dünyasının ekonomik ve askeri entegrasyonunu sağlarken, ABD'yi bu yapının hem garantörü hem de en büyük faydalanıcısı haline getirdi. Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından ise ABD, tek süper güç olarak "varsayılan tercih" statüsünü pekiştirdi. Ancak 2008 küresel finans krizi, ardından Donald Trump döneminde başlayan ve Joe Biden yönetiminde de devam eden içe dönük politikalar, bu algıyı zayıflattı.
Son yıllarda ABD'nin ekonomik yönetimine duyulan güven, artan borç yükü, siyasi kutuplaşma ve para politikasındaki dalgalanmalar nedeniyle sarsıldı. Özellikle 2023 yılında yaşanan borç tavanı krizi ve ardından gelen not indirimleri, yabancı yatırımcıların ABD tahvillerine olan güvenini sarstı. Aynı dönemde Çin'in ekonomik etki alanını genişletmesi, BRICS ülkelerinin alternatif ödeme sistemleri kurma çabaları ve Avrupa'nın stratejik özerklik arayışları, ABD'nin tekelci konumunu zayıflatan diğer faktörler oldu.
Silah ticareti alanında da benzer bir eğilim gözlemleniyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye gibi geleneksel ABD müttefikleri, savunma ihtiyaçlarını çeşitlendirmek için Rusya, Çin ve Güney Kore gibi ülkelerden silah sistemleri tedarik etmeye başladı. ABD'nin silah ihracatındaki pazar payı hâlâ lider olsa da, bu alandaki rekabet her geçen gün artıyor. Öğrenci hareketliliğinde ise ABD üniversiteleri, artan vize kısıtlamaları, yüksek öğrenim maliyetleri ve diğer ülkelerin kaliteli eğitim kurumları kurması nedeniyle uluslararası öğrenci çekme konusunda zorlanıyor.
Küresel ve Bölgesel Yansımalar
ABD'nin "varsayılan tercih" olma statüsünü kaybetmesi, küresel güç dengeleri açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Öncelikle, bu durum Çin'in kuşak-yol projesi ve dijital yuan gibi araçlarla alternatif bir ekonomik düzen kurma çabalarını hızlandırabilir. Avrupa Birliği de stratejik özerklik hedefi doğrultusunda savunma ve teknoloji alanında ABD'ye olan bağımlılığını azaltmaya çalışıyor. Fransa ve Almanya öncülüğünde yürütülen bu çabalar, transatlantik ilişkilerde gerilim yaratıyor.
Orta Doğu'da ise ABD'nin bölgedeki askeri varlığını azaltma eğilimi, bölge ülkelerini yeni güvenlik arayışlarına itiyor. Suudi Arabistan'ın Çin ile yakınlaşması, İran'ın Rusya ile askeri işbirliğini derinleştirmesi ve Türkiye'nin çok yönlü dış politika izlemesi, bu arayışın somut örnekleri. Asya-Pasifik'te ise ABD'nin bölgesel ekonomik entegrasyon çabalarına olan ilgisizliği, Çin merkezli RCEP gibi anlaşmaların öne çıkmasına neden oldu.
Ekonomik açıdan, ABD dolarının küresel rezerv para birimi olma statüsü hâlâ güçlü. Ancak yabancı merkez bankalarının dolar rezervlerini çeşitlendirme eğilimi, uzun vadede doların değerini ve ABD'nin borçlanma maliyetlerini olumsuz etkileyebilir. Silah ticareti ve öğrenci hareketliliğindeki kaymalar ise doğrudan ekonomik kayıplara yol açmasa da, ABD'nin yumuşak gücünü ve küresel etkisini aşındırıyor. Bu değişimler, ABD'nin dünyadaki rolünü yeniden tanımlamasını gerektiren yapısal bir dönüşüme işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD'nin küresel etkisindeki bu aşınmadan hem fırsat hem de risk olarak etkilenebilir. ABD ile stratejik ortaklığı sürdüren Türkiye, savunma alanında S-400 krizi ve F-35 programından çıkarılma gibi sorunlar yaşadı; bu süreçte Rusya ve Güney Kore gibi alternatif tedarikçilere yöneldi. ABD'nin varsayılan tercih olma statüsünü kaybetmesi, Türkiye'nin çok yönlü dış politikasını güçlendirebilir. Ayrıca, ABD dolarının zayıflaması ve alternatif ödeme sistemlerinin gündeme gelmesi, Türkiye'nin dış ticaretinde yerel para birimlerinin kullanımını artırma hedefini destekleyebilir. Ancak, ABD ile ilişkilerde yaşanacak bir kopuş, Türkiye'nin ekonomik ve güvenlik açısından istikrarını riske atabilir. Bu nedenle Türkiye, dengeyi koruyarak her iki tarafla da işbirliğini sürdürmeye özen göstermelidir.