Amerika Birleşik Devletleri'nde federal hükümetin yürüttüğü Ek Beslenme Yardım Programı (SNAP), düşük gelirli ailelere gıda alımında destek sağlamak amacıyla tasarlanmış olsa da, sistemdeki bir boşluk sayesinde yüksek varlıklara sahip haneler de bu yardımlardan faydalanabiliyor. Bu durum, gerçekten ihtiyacı olan milyonlarca Amerikalı için ayrılan kaynakların suiistimal edilmesine neden olurken, vergi mükelleflerine de her yıl milyarlarca dolarlık ek yük getiriyor. Uzmanlar, programın varlık testi kriterlerindeki zayıflığın, milyonerlerin bile gıda pulu alabilmesine olanak tanıdığını belirtiyor.
SNAP programındaki açık nasıl işliyor?
SNAP programına başvuran hanelerin gelir testinin yanı sıra varlık testinden de geçmesi gerekiyor. Ancak mevcut düzenlemede, belirli türdeki varlıklar test kapsamı dışında tutuluyor. Örneğin, emeklilik hesapları, eğitim tasarruf hesapları ve bazı yatırım araçları varlık hesaplamasına dahil edilmiyor. Bu durum, birikimleri milyonlarca doları bulan ancak kağıt üzerinde düşük gelir gösteren hanelerin SNAP yardımı almasının önünü açıyor. Bir rapora göre, SNAP yardımı alan yaklaşık 40 milyon kişiden bazıları net varlıkları 1 milyon doların üzerinde olan hanelere mensup. Örneğin, yüksek maaşlı bir işten emekli olup 2 milyon dolarlık emeklilik hesabı olan bir kişi, yıllık geliri belirli bir sınırın altında kaldığı sürece SNAP’e başvurabiliyor. Bu, programın temel amacı olan 'ihtiyaç sahiplerine yardım' ilkesine aykırı bir durum yaratıyor.
Uzmanlar, bu boşluğun kapatılması için varlık testinin sıkılaştırılması gerektiğini savunuyor. Ancak bu yöndeki yasal düzenleme girişimleri, Kongre'deki siyasi çekişmeler nedeniyle henüz sonuçlanmış değil. Federal hükümetin 2023 mali yılında SNAP programına ayırdığı bütçe yaklaşık 120 milyar dolar. Bu boşluk nedeniyle her yıl milyarlarca doların yanlış kişilere gittiği tahmin ediliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
SNAP programındaki bu suiistimal, gelişmiş ülkelerdeki sosyal yardım sistemlerinin genel bir sorununu yansıtıyor: Yardımların hedef kitlesine ulaşmasını sağlamak için etkin bir denetim mekanizmasının kurulamaması. ABD'deki bu durum, Avrupa Birliği ülkelerinde de benzer tartışmaları gündeme getiriyor. Örneğin, Almanya'da Hartz IV yardım programında da varlıklarını gizleyerek yardım alan kişilerin olduğu biliniyor. Küresel ölçekte, sosyal yardımların suistimal edilmesi, vergi mükelleflerinin güvenini sarsarken, gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşan kaynakların azalmasına neden oluyor. Bu durum, özellikle Covid-19 pandemisi sonrası artan gıda güvensizliği ve enflasyon karşısında kırılgan grupların korunmasını daha da zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'nin sosyal yardım sistemleri de benzer suistimallerle karşı karşıya olabilir. Özellikle düzenli sosyal yardım programlarında gelir ve varlık testlerinin etkin uygulanmaması, kaynakların hedeflenen gruplara ulaşmasını engelleyebilir. ABD'deki bu vaka, Türkiye'nin sosyal yardım sistemlerini yeniden gözden geçirmesi ve varlık testi mekanizmalarını güçlendirmesi için bir uyarı niteliği taşıyor. Ayrıca, artan enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında sosyal yardımların hedef kitleye ulaşması, toplumsal huzur ve siyasi istikrar açısından kritik önemde.