Washington, son on yılda ticaret ortaklarıyla daha geniş ekonomik güvenlik önceliklerini ilerletmek için ticaret politikasını ve ABD pazarına erişimi defalarca kullandı. Trump yönetiminin 1 Temmuz'da zorunlu altı yıllık gözden geçirme sırasında ABD-Meksika-Kanada Anlaşması'nı (USMCA) yenilememe kararı, bu stratejinin bir parçası olarak öne çıkıyor. Karar, anlaşmanın geleceğini belirsizliğe sürüklerken, ABD'nin Meksika ve Kanada'yı Çin ile ekonomik ilişkilerini kısıtlamaya zorlama çabası olarak yorumlanıyor.
Gelişmenin Arka Planı
USMCA, 1994'te yürürlüğe giren Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması'nın (NAFTA) yerini almak üzere 2020'de imzalandı. Anlaşma, altı yılda bir gözden geçirme ve 16 yıl sonra sona erme hükümleri içeriyor. 1 Temmuz'daki gözden geçirme, tarafların anlaşmayı uzatıp uzatmayacağını belirlemesi için kritik bir dönemeçti. ABD'nin yenilememe kararı, anlaşmanın 2036'da sona ermesine yol açabilir ve her yıl belirsizlik artar.
Trump yönetimi, ticaret politikasını ekonomik güvenlik hedefleri doğrultusunda kullanıyor. Özellikle Çin'e karşı teknoloji transferi, fikri mülkiyet ve tedarik zinciri güvenliği konularında baskıyı artırdı. Meksika ve Kanada'dan, Çin ile ticaretlerini sınırlamaları veya belirli sektörlerde ABD ile uyumlu hareket etmeleri isteniyor. Bu, ABD'nin Kuzey Amerika'yı Çin'e karşı bir ekonomik blok olarak şekillendirme çabası olarak değerlendiriliyor.
Meksika ve Kanada ise egemenliklerini koruma ve ekonomik çıkarlarını dengeleme arasında sıkışmış durumda. Meksika, Çin ile ticaretini azaltmaya yönelik adımlar atmaya başladı; örneğin, Çin menşeli çelik ve alüminyum ürünlerine yönelik tarifeler uyguladı. Ancak Kanada, Çin ile olan ekonomik bağlarını tamamen koparmaya isteksiz. Ottawa, Çin'in elektrikli araçlarına yönelik tarifeleri artırsa da, geniş kapsamlı bir ayrışma içine girmekten kaçınıyor. Bu durum, ABD'nin baskısı ile Kuzey Amerika'nın ekonomik gerçekleri arasında bir gerilim yaratıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin USMCA'yı yenilememe kararı, küresel ticaret düzeninde yeni bir dönemin habercisi olabilir. Dünya Ticaret Örgütü (WTO) kuralları zayıflarken, bölgesel ticaret anlaşmaları jeopolitik araçlar haline geliyor. ABD, Çin'i çevreleme stratejisinin bir parçası olarak ticaret politikasını kullanıyor ve müttefiklerini de bu yönde yönlendiriyor. Ancak bu yaklaşım, Meksika ve Kanada gibi ülkelerin ekonomik bağımsızlığını tehdit ediyor ve Kuzey Amerika'da istikrarsızlığa yol açabilir.
Çin, ABD'nin bu hamlesine karşılık olarak Kuzey Amerika ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirmeye çalışabilir. Özellikle Meksika ve Kanada'ya yönelik yatırımlarını artırarak ABD'nin baskısını kırmayı hedefleyebilir. Ayrıca, Çin'in Asya-Pasifik bölgesindeki ticaret anlaşmaları (RCEP gibi) aracılığıyla alternatif bir ekonomik düzen kurma çabası devam ediyor. Bu durum, küresel ekonominin iki kutuplu bir yapıya evrilme riskini artırıyor.
ABD'nin kararı, Avrupa Birliği ve diğer ticaret ortakları tarafından da dikkatle izleniyor. Eğer ABD, ticaret anlaşmalarını jeopolitik baskı aracı olarak kullanmaya devam ederse, diğer ülkeler de benzer şekilde karşılık verebilir ve küresel ticaret sistemi daha da parçalanabilir. Bu, özellikle ihracata bağımlı ekonomiler için ciddi riskler taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD ile ticaret ve stratejik ortaklık ilişkilerini sürdürürken, Çin ile de ekonomik bağlarını güçlendiriyor. ABD'nin USMCA'yı yenilemeyerek Çin'e karşı baskıyı artırması, Türkiye'nin denge politikasını zorlaştırabilir. Türkiye, hem NATO müttefiki ABD ile hem de Kuşak-Yol projesi kapsamında Çin ile işbirliği yapıyor. Bu gelişme, Türkiye'nin ticaret politikasında çok yönlülüğünü koruması gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, küresel ticaretin bloklaşması, Türkiye gibi ihracat odaklı ekonomiler için yeni pazar arayışlarını ve risk yönetimini gerekli kılıyor.