ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, eski Küba Devlet Başkanı Raul Castro hakkında iddianame hazırlarken, halefi Miguel Diaz-Canel'e yeni yaptırımlar uyguladı. Bu adımlar, Washington'un Havana'da rejim değişikliğini artık ulaşılabilir bir politika hedefi olarak gördüğünü ortaya koyuyor. 2025 yılının ilk aylarında yaşanan bu gelişme, Küba'nın zaten ağır olan ekonomik ve siyasi sorunlarına bir yenisini ekledi. Venezuela lideri Nicolas Maduro'nun Ocak ayında düşmesi, Küba'nın bölgedeki en yakın müttefikini kaybetmesine yol açtı. Şimdi ise ABD'nin doğrudan hamleleri, adada yeni bir siyasi deprem yaratma potansiyeli taşıyor. Bu durum, ABD ile benzer ideolojik temellere sahip olan Vietnam gibi ülkeler için de kritik sorular doğuruyor.
Trump'ın Küba Stratejisi Yeniden Şekilleniyor
Trump yönetiminin son dönemde attığı adımlar, Küba'ya yönelik Soğuk Savaş dönemini anımsatan bir sertleşmeyi işaret ediyor. Raul Castro'ya yönelik iddianame, onun 1959 devriminden bu yana Küba'da işlenen insan hakları ihlalleriyle bağlantılı olduğu iddiasına dayanıyor. Bu, ABD'nin yabancı liderlere karşı doğrudan yargısal işlem başlatması açısından nadir görülen bir hamle. Aynı zamanda, Diaz-Canel ve kabinesine yönelik ekonomik yaptırımların genişletilmesi, Küba'nın uluslararası finansal sistemle bağlantısını daha da zorlaştırıyor. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, bu adımların Küba halkının özgürlük mücadelesini desteklemek amacı taşıdığı belirtilirken, eleştirmenler bunun bir dış müdahale olduğunu savunuyor.
Küba zaten son beş yıldır benzeri görülmemiş bir ekonomik krizle boğuşuyor. Pandemi, turizmin çöküşü ve ABD yaptırımlarının etkisiyle ülkede temel gıda ve ilaç kıtlığı had safhaya ulaşmıştı. Venezuela'dan gelen petrol ve mali yardımın kesilmesi ise krizi derinleştirdi. ABD'nin bu son hamleleri, adadaki rejimin ayakta kalma kapasitesini ciddi şekilde sınayacak gibi görünüyor. Özellikle 2024 yılında Küba'da patlak veren kitlesel protestoların ardından hükümetin uyguladığı baskıcı tedbirler, uluslararası kamuoyunda sert tepki çekmişti. İşte bu ortamda ABD, rejim değişikliğini hızlandırmak için harekete geçmiş durumda.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Vietnam'ın Alarm Zilleri
Küba'da yaşanan bu gelişmeler, Asya-Pasifik bölgesindeki benzer ideolojik yapıya sahip ülkeleri de tedirgin ediyor. Özellikle Vietnam, Küba ile tarihsel bağları ve komünist parti yönetimi nedeniyle bu süreci yakından izliyor. Hanoi'nin en büyük endişesi, ABD'nin başarılı bir Küba müdahalesinin ardından sıranın kendilerine gelebileceği yönünde. Vietnam Savaşı'ndan bu yana ABD ile ilişkilerini normalleştiren Vietnam, ekonomik olarak Washington'a bağımlı hale gelmiş durumda. Ancak ABD, Vietnam'ı insan hakları ihlalleri ve ifade özgürlüğü kısıtlamaları nedeniyle sık sık eleştiriyor. Trump yönetiminin Küba'ya yönelik sert tutumu, Vietnam'da 'acaba bize de sıra gelecek mi' sorusunu gündeme getiriyor.
Uzmanlar, ABD'nin Vietnam'a yönelik benzer bir strateji izlemesinin kısa vadede olası olmadığını, çünkü Vietnam'ın stratejik bir ortak olduğunu ve Çin'e karşı bir denge unsuru olarak görüldüğünü belirtiyor. Ancak yine de Vietnam yönetimi, Küba örneğinden ders çıkararak ekonomik bağımsızlığını artırma ve Çin ile Rusya'ya daha fazla yaslanma yoluna gidebilir. Bölgesel düzeyde ise bu durum, ASEAN ülkeleri arasında ABD'nin niyetleri konusunda bir güvensizlik dalgasına yol açabilir. Özellikle Kamboçya ve Laos gibi diğer komünist ülkeler, ABD'nin müdahaleci politikalarına karşı temkinli bir duruş sergileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Küba ile diplomatik ilişkilerini sürdüren ve adadaki rejimle işbirliği yapan nadir NATO üyelerinden biridir. ABD'nin Küba'ya yönelik bu hamleleri, Türkiye'nin Latin Amerika'da yürüttüğü bağımsız dış politika açısından risk oluşturabilir. Özellikle Türk şirketlerinin Küba'daki turizm ve inşaat projeleri, ABD yaptırımlarının ikincil etkilerine maruz kalabilir. Ayrıca, ABD'nin bu tür müdahaleleri, uluslararası sistemde egemen eşitlik ilkesini zedelediği için Türkiye gibi güçlü ama büyük güçler karşısında hassas ülkeler için emsal teşkil edebilir. Küresel düzeyde ise, ABD'nin müdahaleci tutumu, Türkiye'nin BM reformu ve çok kutuplu dünya düzeni taleplerini güçlendirebilir.