Japonya’nın öncülüğünde G7 ülkelerinin nadir toprak elementleri tedarikinde Çin’e alternatif oluşturma çabaları, Doğu Asya’da mevcut gerilimleri daha da derinleştirme potansiyeli taşıyor. Başta Japonya olmak üzere bölge ülkeleri, kritik minerallerde Çin’e bağımlılığı azaltmak için yeni projeler geliştirirken, bu hamle Pekin yönetimi tarafından doğrudan bir meydan okuma olarak algılanıyor. Uzmanlar, söz konusu girişimin bölgesel iş birliğini güçlendirmek yerine tarafları daha da kutuplaştırabileceği uyarısında bulunuyor.
Girişimin arka planı ve hedefleri
Nadir toprak elementleri, akıllı telefonlardan elektrikli araç bataryalarına, savunma sanayiinden yenilenebilir enerji teknolojilerine kadar geniş bir yelpazede kullanılıyor. Küresel nadir toprak üretiminin yaklaşık yüzde 60’ını elinde bulunduran Çin, bu alandaki hakimiyetini uzun yıllardır jeopolitik bir araç olarak kullanıyor. 2010 yılında Japonya ile yaşanan adalar krizinde Çin’in nadir toprak ihracatını kısıtlaması, birçok ülkeyi arz güvenliği konusunda endişelendirmişti.
Japonya Başbakanı Fumiyo Kişida’nın geçtiğimiz yıl G7 Zirvesi’nde gündeme getirdiği “Nadir Toprak Ortaklığı” önerisi, müttefik ülkelerin bu kritik minerallerde Çin’e olan bağımlılığını azaltmayı amaçlıyor. Proje kapsamında Avustralya, Kanada ve ABD gibi ülkelerde yeni maden sahalarının geliştirilmesi, rafinaj tesislerinin kurulması ve geri dönüşüm teknolojilerine yatırım yapılması planlanıyor. Ancak bu girişim, Çin’in tepkisini çekmekle kalmıyor, aynı zamanda bölgesel dengeleri de sarsıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Nadir toprak projesi, sadece ekonomik bir girişim olmanın ötesinde, jeopolitik bir mücadele alanına dönüşmüş durumda. Çin, kendisini dışlayan bu yapıya karşılık olarak kendi nadir toprak ihracatını sınırlama veya işleme teknolojilerini diğer ülkelere transfer etmeme tehdidinde bulunuyor. Özellikle Güney Çin Denizi’ndeki hak iddiaları ve Tayvan’a yönelik artan baskı, Çin’in elindeki bu kozu daha agresif kullanabileceğini gösteriyor.
Doğu Asya’da Japonya, Güney Kore ve Tayvan gibi nadir toprağa yoğun ihtiyaç duyan ülkeler, projeye sıcak bakarken; Çin ile yakın ilişkileri olan bazı ASEAN ülkeleri mesafeli duruyor. Bölgedeki bu kutuplaşma, daha önce Güney Çin Denizi’nde yaşanan donanma gerilimlerine benzer şekilde, askeri tansiyonu da yükseltebilir. Uzmanlar, nadir toprak tedarik zincirinin silah haline getirilmesinin, bölgesel istikrarı tehdit eden ciddi bir risk olduğunu vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nadir toprak elementleri küresel tedarik zincirinde yaşanacak bir kriz, Türkiye’yi de doğrudan etkileyebilir. Savunma sanayiinde kullanılan bazı kritik minerallerin temini ve elektrikli araç bataryaları için gerekli hammaddeler, Türkiye’nin bu alandaki dışa bağımlılığını artırabilir. Türkiye’nin kendi nadir toprak rezervlerini (Eskişehir ve diğer bölgeler) değerlendirme çabaları, küresel rekabette elini güçlendirebilir. Ancak mevcut durumda, Çin’in elindeki kozu jeopolitik amaçlarla kullanması, tüm ithalatçı ülkeler gibi Türkiye için de arz güvenliği riski oluşturuyor. Ankara’nın bu süreçte hem Çin ile dengeli ilişkilerini koruması hem de alternatif tedarik kaynaklarına yatırım yapması stratejik bir önem taşıyor.