ABD'de, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında karbon yakalama ve depolama (CCS) projeleri hızla çoğalırken, bu gelişme küçük kasabalarda alarm zillerinin çalmasına neden oluyor. Özellikle Indiana'nın kırsal bölgelerinde planlanan devasa tesisler, çevre ve sağlık riskleri konusunda yerel halkta ciddi endişelere yol açıyor. Petrol şirketlerinin milyarlarca dolarlık sübvansiyon beklediği bu projeler, iklim hedeflerine ulaşmada bir araç olarak görülse de, birçok uzman ve aktivist bu teknolojinin risklerini sorguluyor.
Projelerin arka planı ve endişeler
Guardian'ın haberine göre, ABD genelinde onlarca CCS projesi geliştirme aşamasında. Bu projeler, fosil yakıt tesislerinden veya doğrudan havadan karbondioksit (CO2) yakalayarak yer altında depolamayı hedefliyor. Indiana'daki proje, tarım arazilerinin altındaki jeolojik formasyonlara CO2 enjekte edilmesini öngörüyor. Ancak yerel halk, enjeksiyon sırasında meydana gelebilecek sızıntıların yeraltı suyunu kirletebileceğinden ve deprem riskini artırabileceğinden endişe ediyor.
Birçok bilim insanı, CCS teknolojisinin iklim krizine karşı tek başına yeterli olmadığını, ayrıca fosil yakıt kullanımını devam ettirerek asıl sorunu geciktirdiğini savunuyor. Ayrıca, depolama alanlarının uzun vadede güvenliği konusunda da soru işaretleri var. Örneğin, 2020 yılında Mississippi'de bir CO2 boru hattının patlaması, 45 kişinin hastaneye kaldırılmasına neden olmuştu.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD hükümeti, CCS projelerine 45Q vergi kredisi programı kapsamında ton başına 85 dolara varan teşvik sağlıyor. Petrol şirketleri bu teşviklerden yararlanmak için projelerini hızlandırırken, birçok eyalet de CCS yatırımlarını çekmek için yarışa girdi. Ancak bu durum, enerji geçişinin adil olup olmadığı sorusunu da gündeme getiriyor. Zira, CCS genellikle petrol çıkarma sürecinde kullanılan bir teknoloji ve bu sayede petrol şirketleri, daha fazla fosil yakıt çıkararak karbon ayak izlerini azaltmış gibi görünüyor.
Küresel ölçekte ise Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), CCS teknolojisinin net sıfır emisyon hedefine ulaşmak için gerekli olduğunu belirtse de, bu teknolojinin kullanımının enerji verimliliği ve yenilenebilir enerjiye yapılan yatırımları azaltmaması gerektiği vurgulanıyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, CCS'yi bir lüks olarak görürken, ABD gibi zengin ülkelerin iklim krizine karşı asıl sorumluluğu üstlenmesi gerektiği ifade ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, karbon emisyonlarını azaltma taahhüdü kapsamında CCS teknolojisini yakından izlemekte. Ancak ABD'de yaşanan bu tartışmalar, CCS'nin Türkiye'de uygulanabilirliği konusunda soru işaretleri yaratıyor. Türkiye'nin jeolojik yapısı, karbon depolama için uygun alanların sınırlı olmasına neden olurken, teknolojinin yüksek maliyeti de önemli bir engel. Öte yandan, Türkiye'nin enerji politikasında fosil yakıtlara bağımlılığın sürmesi, CCS'nin bir araç olarak değerlendirilebileceğini gösteriyor. Bu bağlamda, ABD'deki düzenleyici çerçeve ve toplumsal kabul süreci, Türkiye için önemli dersler barındırıyor. Ayrıca, küresel karbon piyasalarının gelişimi ve AB'nin sınırda karbon düzenlemesi, Türkiye'nin enerji dönüşümü stratejisini şekillendirecek faktörler arasında yer alıyor.