ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Karayip ve Doğu Pasifik sularında uyuşturucu kaçakçısı olduğu şüphelenilen kişilere yönelik düzenlediği öldürücü saldırılar, uluslararası hukuk ve deniz güvenliği açısından tartışmalara yol açtı. Just Security tarafından yayımlanan bir zaman çizelgesi, bu saldırıların ve ilgili eylemlerin kronolojik bir özetini sunuyor. Söz konusu belge, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını ve uyuşturucuyla mücadele stratejisini gözler önüne seriyor. Saldırılar, özellikle Venezuela, Kolombiya ve Meksika çevresinde yoğunlaşırken, hedeflerin çoğunlukla küçük teknelerle uyuşturucu taşıdığı iddia edilen kişiler olduğu belirtiliyor. Ancak bu operasyonların yasal dayanağı ve sivil kayıplara yol açıp açmadığı konusunda ciddi soru işaretleri bulunuyor.
Gelişmenin Arka Planı
Trump yönetimi, göreve geldiği ilk günden itibaren uyuşturucu kartellerine karşı sert bir tutum izleyeceğini duyurmuştu. 2017 yılında başlatılan "Karayip ve Doğu Pasifik'te Uyuşturucu Kaçakçılığıyla Mücadele" operasyonları, ABD Güney Komutanlığı (SOUTHCOM) ve DEA (Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi) tarafından yürütüldü. Zaman çizelgesine göre, ilk öldürücü saldırı 2018 yılında Karayip sularında gerçekleşti. Bir ABD donanma gemisi, uyuşturucu taşıdığı istihbaratı alınan bir tekneye ateş açtı ve mürettebattan dört kişi hayatını kaybetti. Olayın ardından ABD yönetimi, saldırının "meşru müdafaa" kapsamında olduğunu savundu. Ancak insan hakları örgütleri, hedeflerin kimliğinin belirsiz olduğunu ve yargısız infaz yapıldığını öne sürdü.
2019'da Güney Komutanlığı, bölgede konuşlu askeri gemileri artırdı ve İHA'lar (insansız hava araçları) aracılığıyla gözetleme faaliyetlerini yoğunlaştırdı. Aynı yıl, Doğu Pasifik'te Meksika açıklarında bir başka bot saldırısı düzenlendi; bu saldırıda üç kişi öldü. ABD yetkilileri, teknenin kokain taşıdığını ve mürettebatın silahlı direniş gösterdiğini iddia etti. Fakat olayla ilgili bağımsız bir soruşturma yapılmadı. 2020'ye gelindiğinde, saldırıların sayısı hızla arttı. Özellikle Venezuela kıyılarında, Nicolas Maduro hükümetine bağlı olduğu öne sürülen gruplara yönelik operasyonlar dikkat çekti. Zaman çizelgesinde, 2020 yılında en az altı ayrı saldırı kaydedildi. Bu saldırılarda toplam 15 kişi hayatını kaybetti. ABD, operasyonların "uyuşturucu akışını kesmek" amacıyla yapıldığını açıkladı. Ancak bölge ülkeleri, egemenlik ihlali gerekçesiyle ABD'ye tepki gösterdi.
2021 ve sonrasında, Biden yönetimi döneminde de benzer operasyonlar devam etti. Just Security'nin derlediği bilgilere göre, 2022'de Karayip'te bir yelkenli tekneye düzenlenen saldırıda iki kişi öldü. Olay, ABD'nin uyuşturucuyla mücadelede askeri güç kullanımını sürdürdüğünü gösteriyor. Zaman çizelgesi ayrıca, ABD'nin bölgedeki müttefikleriyle yaptığı ortak tatbikatlara ve istihbarat paylaşımı anlaşmalarına da yer veriyor. Örneğin, 2019'da Kolombiya ile imzalanan bir anlaşma, ABD gemilerinin Kolombiya karasularında serbestçe operasyon yapmasına olanak tanıdı. Bu tür anlaşmalar, saldırıların hukuki zeminini güçlendirmek için kullanıldı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin bu saldırıları, uluslararası hukuk açısından ciddi sorunlar barındırıyor. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne göre, açık denizlerde yabancı gemilere müdahale ancak belirli koşullarda mümkün. ABD, kendisini uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede yetkili görse de, hedef ülkelerin rızası olmadan öldürücü güç kullanması tartışma yaratıyor. Özellikle Venezuela ve Bolivya gibi ülkeler, ABD'yi "devlet terörü" uygulamakla suçladı. Bölgesel örgütlerden ALBA ve UNASUR, saldırıları kınayan açıklamalar yaptı. Öte yandan ABD, operasyonların uyuşturucu kartellerini caydırdığını ve bölgeye istikrar getirdiğini savunuyor. 2020'de ele geçirilen uyuşturucu miktarının rekor seviyeye ulaştığı belirtiliyor. Ancak bağımsız raporlar, saldırıların sivil kayıplara yol açtığını ve yanlış hedefleme nedeniyle masum balıkçıların öldüğünü ortaya koydu. Örneğin, 2019'da Honduras açıklarında öldürülen üç kişinin balıkçı olduğu ve uyuşturucuyla ilgisi olmadığı iddia edildi. ABD bu iddiaları reddetti.
Küresel düzeyde ise, bu saldırılar ABD'nin "askeri müdahale" doktrinini yeniden gündeme getirdi. Çin ve Rusya, ABD'nin Latin Amerika'daki askeri varlığını eleştirerek, bölge ülkelerine silah satışını artırdı. Rusya, Venezuela'ya askeri danışmanlar gönderdi ve Çin, Kolombiya'da altyapı yatırımlarını hızlandırdı. Bu durum, Karayip ve Doğu Pasifik'te yeni bir güç mücadelesine yol açtı. Ayrıca, ABD'nin bu operasyonları, "terörizmle mücadele" adı altında genişletmesi, diğer ülkelerin benzer adımlar atmasına zemin hazırlayabilir. Örneğin, Türkiye'nin Ege ve Akdeniz'deki operasyonlarına karşı eleştiriler, ABD'nin bu tutumuyla ilişkilendirilebilir. Uluslararası hukuk uzmanları, yargısız infazların kabul edilemez olduğunu ve hesap verebilirliğin sağlanması gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Karayip ve Doğu Pasifik'te uyuşturucu kaçakçılarına yönelik öldürücü saldırıları, Türkiye'nin güvenlik ve dış politika öncelikleri açısından dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, benzer şekilde PKK/YPG ve FETÖ gibi terör örgütlerine karşı sınır ötesi operasyonlar düzenliyor ve bu operasyonların meşruiyetini savunuyor. ABD'nin uyuşturucu kaçakçılarına karşı yargısız infaz uygulaması, Türkiye'nin terörle mücadelede askeri güç kullanımına yönelik uluslararası eleştirileri dengeleyebilir veya tam tersine, "çifte standart" söylemlerini güçlendirebilir. Ayrıca, ABD'nin Latin Amerika'daki askeri varlığı, küresel güç dengelerini etkileyerek Türkiye'nin NATO içindeki konumunu ve savunma iş birliklerini dolaylı yoldan etkileyebilir. Türkiye, benzer operasyonlarda uluslararası hukuka uygunluk konusunda hassasiyet göstermeli ve yargısız infazlara karşı tutumunu netleştirmelidir.