ABD'de eşinden daha fazla kazanan kadınların oranı, yıllardır süren toplumsal cinsiyet eşitliği çabalarına rağmen hâlâ oldukça düşük. Yeni araştırmalar, kadınların hane gelirine katkısının artmasına rağmen, eşinden daha fazla kazanan kadınların oranının beşte birde kaldığını gösteriyor. Bu durum, ekonomik bağımsızlık, toplumsal normlar ve işgücü piyasasındaki yapısal eşitsizliklerin bir bileşkesi olarak değerlendiriliyor.
Kadınların hane gelirine katkısı artıyor ama yeterli değil
Pew Research Center'ın 2023 verilerine göre, ABD'de evli çiftlerin yaklaşık %29'unda kadınlar eşleriyle eşit veya daha fazla kazanıyor. Ancak yalnızca %16'sında kadınlar tek başına ailenin ana geçim kaynağı durumunda. Bu oran, 1980'lerdeki %6 seviyesinden önemli ölçüde artmış olsa da, kadınların işgücüne katılımındaki artış ve eğitim seviyelerindeki yükselişe rağmen hâlâ düşük kabul ediliyor.
Uzmanlar, bu durumun arkasında birçok faktörün yattığını belirtiyor. Öncelikle, toplumsal cinsiyet rolleri hâlâ etkisini sürdürüyor; kadınlar genellikle ev işleri ve çocuk bakımı gibi sorumlulukları üstlenmek zorunda kalıyor. Bu da kariyerlerinde ilerlemelerini engelliyor ve tam zamanlı çalışma sürelerini kısıtlıyor. Ayrıca, ücret eşitsizliği de önemli bir faktör; kadınlar hâlâ erkeklerden ortalama %17 daha az kazanıyor.
Öte yandan, kadınların daha fazla kazandığı çiftlerde bile, hane gelirinin büyük kısmını erkeğin sağlaması gibi bir beklenti var. Bu, kadınların kariyerlerine yatırım yapma motivasyonunu azaltıyor. Örneğin, araştırmalar, eşinden daha fazla kazanan kadınların, eşit kazandıkları senaryolara göre ev işlerine daha fazla zaman ayırdığını ortaya koyuyor. Bu, geleneksel rollerin devam ettiğini gösteriyor.
Bölgesel ve küresel boyut: benzer eğilimler dünyada da görülüyor
Bu eğilim sadece ABD'ye özgü değil. Dünya genelinde kadınların hane gelirine katkısı artmasına rağmen, eşinden daha fazla kazanan kadınların oranı oldukça düşük. OECD ülkelerinde bu oran ortalama %25 civarında. İskandinav ülkeleri gibi cinsiyet eşitliği konusunda daha ilerici olan ülkelerde bile, kadınların ana geçim sağlayıcı olma oranı %30'u geçmiyor. Bu, ekonomik kalkınma ve sosyal politikaların yanı sıra kültürel normların da bu durumu şekillendirdiğini gösteriyor.
Küresel ekonomik krizler ve pandemi sonrası dönemde, kadınların işgücüne katılımında gerilemeler yaşandı. Özellikle hizmet sektöründe yoğunlaşan kadınlar, iş kayıplarından orantısız şekilde etkilendi. Bu da, kadınların hane gelirine katkısının artması yönündeki trendi yavaşlattı. Ayrıca, teknolojik dönüşüm ve otomasyonun kadınların yoğun olduğu sektörlerde iş kayıplarına yol açması, bu eşitsizliği derinleştirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de kadınların işgücüne katılım oranı %30'ların altında ve ABD'deki %16'lık oranın çok daha gerisinde bir tablo söz konusu. Bu durum, kadınların ekonomik bağımsızlığını sınırlarken, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini de pekiştiriyor. Türkiye'de kadınların eşlerinden daha fazla kazanması, toplumsal normlar nedeniyle daha da nadir görülüyor. ABD'de yaşanan bu tablo, Türkiye'de kadın istihdamını artırmaya yönelik politikaların önemini ortaya koyuyor. Kadınların işgücüne katılımının artması, sadece ekonomik büyümeyi desteklemekle kalmayacak, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliğini de güçlendirecektir. Bu nedenle, Türkiye'nin kadın istihdamını artırıcı, esnek çalışma modelleri ve çocuk bakım hizmetleri gibi destekleyici politikalar geliştirmesi elzemdir.