ABD Çalışma Bakanlığı'nın haftalık verilerine göre, 18 Kasım haftasında işsizlik maaşı başvuruları 208 bin seviyesine gerileyerek piyasa beklentilerinin altında kaldı. Ekonomistler başvuruların 218 bin ila 225 bin aralığında olmasını bekliyordu. Bir önceki hafta revize edilmiş veriyle 213 bin olan başvurular, bu düşüşle işgücü piyasasının ne kadar dirençli olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Devam eden başvurular da 1,84 milyon ile Kasım 2023'ten bu yana en düşük seviyesine indi. Bu veriler, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz politikalarını şekillendirirken işgücü piyasasındaki sıkılığın sürdüğüne işaret ediyor.
Gelişmenin arka planı: İşgücü piyasası neden dirençli?
ABD ekonomisi, yüksek faiz oranlarına rağmen iş gücü piyasasında beklenmedik bir dayanıklılık sergiliyor. Pandemi sonrası toparlanma sürecinde işverenler, çalışan bulma konusunda zorlanırken, ücretler enflasyonun üzerinde artış gösterdi. Ancak son aylarda tarım dışı istihdam artışı yavaşlasa da, işten çıkarmaların düşük seviyelerde kalması işsizlik maaşı başvurularının düşük kalmasını sağlıyor. Özellikle teknoloji ve finans sektörlerinde birkaç çeyrektir süren işten çıkarmalar, ekonominin geneline yayılmış durumda değil. Fed yetkilileri, işgücü piyasasının yavaşladığını ancak resesyona işaret etmediğini vurguluyor. Bu durum, faiz indirimi beklentilerini yeniden şekillendiriyor; yatırımcılar, Aralık ayında Fed'in faizleri sabit tutacağını fiyatlıyor.
Uzmanlar, tüketici harcamalarının güçlü seyretmesi ve hizmet sektöründeki istihdamın sürmesi sayesinde işsizlik maaşı başvurularının düşük kaldığını belirtiyor. Ancak jeopolitik riskler ve küresel talepteki yavaşlama, ihracata dayalı sektörlerde iş kayıplarına yol açabilir. Yine de 208 bin seviyesi, tarihsel olarak düşük kabul ediliyor (pandemi öncesi ortalama 250 bin civarındaydı).
Bölgesel ve küresel boyut: Küresel ekonomiye yansımaları
ABD işgücü piyasasının dirençli görünümü, küresel borsalar ve döviz piyasalarında doğrudan etkili oluyor. Güçlü istihdam verileri, Fed'in faiz indirimine gitme ihtimalini azaltarak dolar endeksinin (DXY) yükselmesine, gelişen ülke para birimlerinin ise değer kaybetmesine neden olabiliyor. Avrupa Merkez Bankası ve diğer merkez bankaları da ABD verilerini yakından izliyor; çünkü ABD tüketici talebinin güçlü kalması, küresel tedarik zincirlerini ve emtia fiyatlarını etkiliyor. Öte yandan, Çin ve Almanya gibi büyük ekonomilerde zayıflayan sanayi üretimi, ABD verilerinin aksine resesyon sinyalleri veriyor. Bu farklılaşma, yatırım akımlarının ABD'ye yönelmesine yol açarken, gelişmekte olan piyasalarda sermaye çıkışlarına neden olabiliyor. Ayrıca, ABD'de işsizlik maaşı başvurularındaki düşüş, enflasyonun kalıcı olabileceği endişelerini canlı tutuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD işsizlik maaşı başvurularındaki düşüş, Türkiye ekonomisi açısından karmaşık etkiler doğuruyor. Güçlü ABD işgücü piyasası, Fed'in faiz indirimlerini geciktirme ihtimalini artırarak gelişen ülke para birimleri üzerinde baskı yaratabilir; bu da Türk lirasında değer kaybına ve ithalat maliyetlerinin yükselmesine neden olabilir. Öte yandan, ABD talebinin canlı kalması Türkiye'nin ihracatına olumlu yansıyabilir, çünkü ABD Türkiye'nin en büyük ikinci ihracat pazarı konumunda. Ancak yüksek faiz ortamı, küresel likiditeyi daraltarak Türkiye'ye yönelik sermaye girişlerini sınırlayabilir. Dolayısıyla, ABD verileri Türkiye'nin cari açık ve enflasyonla mücadelesinde belirleyici bir dış faktör olarak öne çıkıyor.