ABD ile İsrail arasındaki stratejik ittifakın, İran'a yönelik olası bir ortak askeri harekâtla doruk noktasına ulaşmasının ardından çözülme sürecine girebileceği öne sürülüyor. Analistlere göre, iki ülke arasındaki ilişkiler tarihsel olarak ortak tehdit algılarına dayanırken, İran'ın nükleer programı konusundaki artan gerilim bu ittifakı yeniden şekillendirebilir. İsrail'in, ABD'nin bölgedeki askeri varlığına olan bağımlılığı ve Washington'un son yıllarda Ortadoğu'dan çekilme eğilimi, ittifakın geleceğini sorgulatıyor.
İttifakın Tarihsel Temelleri ve Kırılma Noktaları
ABD-İsrail ittifakı, 1948'de İsrail'in kuruluşundan bu yana Amerikan dış politikasının temel taşlarından biri oldu. Soğuk Savaş döneminde İsrail, ABD'nin Ortadoğu'daki en güvenilir müttefiki olarak öne çıktı. Ancak son yıllarda, özellikle Barack Obama ve Joe Biden yönetimleri döneminde, ABD'nin bölgeye olan ilgisinin azalması ve Asya-Pasifik'e yönelmesi, ittifakın geleceğine dair soru işaretlerini artırdı. Öte yandan, Benjamin Netanyahu liderliğindeki İsrail hükümetinin Batı Şeria'daki yerleşim politikaları ve Filistin meselesindeki tutumu, ABD kamuoyunda ve Kongre'de giderek daha fazla eleştiri alıyor.
İran'ın nükleer programı, ittifakın en kritik sınavlarından biri olarak görülüyor. İsrail, Tahran'ın nükleer silah elde etmesini önlemek için askeri seçenekler dahil her türlü yola başvurabileceğini sinyalini verirken, ABD daha çok diplomatik çözümlerden yana. Ancak Washington'un Tahran'a yönelik 'maksimum baskı' politikasının başarısız olması, her iki ülkeyi de yeni bir yol arayışına itiyor. Bazı uzmanlar, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik ortak bir operasyon düzenlemesinin ittifakın son büyük hamlesi olabileceğini savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İsrail ittifakının olası bir dönüşümü, Ortadoğu'daki güç dengelerini derinden etkileyebilir. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, İsrail'le normalleşme sürecinde ABD'nin garantörlüğüne güveniyor. İttifakın zayıflaması, bu ülkelerin İran'la rekabetinde yeni stratejiler geliştirmesine yol açabilir. Ayrıca, Rusya ve Çin'in bölgede artan etkisi, ABD'nin müttefiklerine olan bağlılığını sorgulatıyor. Özellikle Çin'in, İsrail'le teknoloji ve ticaret alanında derinleşen ilişkileri, Washington'da rahatsızlık yaratıyor.
Biden yönetiminin, İsrail-Filistin çatışmasında iki devletli çözümü yeniden canlandırma çabaları, Netanyahu hükümetinin direnişiyle karşılaşıyor. Bu durum, ABD'deki Yahudi lobisinin ve ilerici Demokratların İsrail'e yönelik eleştirilerini artırıyor. Öte yandan, İran'la nükleer müzakerelerin yeniden başlaması halinde, İsrail'in bu süreci baltalamak için tek taraflı adımlar atması olasılığı, ABD-İsrail ilişkilerinde yeni bir krize yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İsrail ittifakının olası bir dönüşümü, Türkiye'nin bölgesel politikalarını doğrudan etkileyebilir. Türkiye, uzun yıllardır İsrail-Filistin meselesinde Filistin yanlısı bir tutum izlerken, son dönemde Ankara-Tel Aviv arasında normalleşme adımları atıldı. Ancak ittifakın zayıflaması, Türkiye'nin hem ABD hem de İsrail'le ilişkilerinde yeni manevra alanları yaratabilir. Özellikle Doğu Akdeniz'deki enerji işbirliği ve Kıbrıs meselesi gibi konularda, İsrail'le olası bir yakınlaşma Türkiye'nin çıkarlarına hizmet edebilir. Diğer yandan, İran'la olan sınırlı işbirliği ve bölgesel rekabet, Türkiye'yi ittifakın yeniden yapılanma sürecinde dengeli bir politika izlemeye zorluyor. Ankara'nın, ABD-İsrail ilişkilerindeki olası bir krizden en az zararla çıkmak için diplomasisini çeşitlendirmesi bekleniyor.