ABD ile İsrail arasındaki ilişki, uzun süredir ortak demokratik değerler, stratejik çıkarlar ve bölgesel güvenliğe duyulan bağlılık üzerine kurulu bir ittifak olarak sunuluyor. Ancak bu bilinen anlatının altında daha zor bir soru yatıyor: Bir müttefikin çıkarları ABD'ninkilerle çatıştığında ne olur? Son dönemde yaşanan gelişmeler, bu sorunun yanıtını giderek daha fazla gündeme getiriyor.
İttifakın Arka Planı: Ortak Değerlerden Çıkar Çatışmasına
ABD-İsrail ilişkileri, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde şekillendi. 1948'de İsrail'in kurulmasının ardından ABD, genç devlete ilk tanıyan ülkelerden biri oldu. Soğuk Savaş yıllarında iki ülke, Sovyet etkisine karşı bölgesel bir denge unsuru olarak yakınlaştı. 1967 Altı Gün Savaşı ve 1973 Yom Kippur Savaşı, ABD'nin İsrail'e askeri ve ekonomik desteğini artırmasına yol açtı. 1979'da Camp David Anlaşması'yla Mısır-İsrail barışı sağlandı ve ABD bu süreçte kilit arabulucu rolü üstlendi.
1990'lı yıllarda Oslo Anlaşmaları ile Filistin-İsrail barış süreci başladı, ancak kalıcı bir çözüm sağlanamadı. 2000'li yıllarda ABD'nin Irak işgali ve ardından gelen bölgesel istikrarsızlık, İsrail'in güvenlik endişelerini artırdı. ABD, İsrail'e yıllık yaklaşık 3 milyar dolar askeri yardım sağlayarak destek vermeye devam etti. Ancak son yıllarda, özellikle İsrail'in Filistin politikaları ve bölgesel askeri operasyonları konusunda iki ülke arasında görüş ayrılıkları belirginleşti.
2015'te imzalanan İran nükleer anlaşması (JCPOA), ABD-İsrail ilişkilerinde önemli bir kırılma noktası oldu. İsrail, anlaşmaya şiddetle karşı çıktı ve ABD'nin anlaşmadan çekilmesi için yoğun lobi faaliyeti yürüttü. 2018'de ABD Başkanı Donald Trump'ın anlaşmadan çekilme kararı, İsrail'in pozisyonuna uygun düşse de, anlaşmanın diğer taraflarıyla ilişkilerde yeni gerilimler yarattı. Ayrıca ABD'nin 2017'de Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması ve 2019'da İsrail'in Golan Tepeleri üzerindeki egemenliğini tanıması, uluslararası hukuk açısından tartışmalı adımlar olarak kaydedildi.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Çatlak Neden Önemli?
ABD-İsrail ittifakındaki çatlak, yalnızca ikili ilişkileri değil, Orta Doğu'nun genel dengelerini de etkiliyor. İsrail'in bölgedeki askeri üstünlüğü, ABD'nin desteğiyle sürdürülüyor. Ancak ABD'nin özellikle son yıllarda Asya-Pasifik'e yönelmesi ve Orta Doğu'da askeri varlığını azaltma eğilimi, İsrail'i alternatif müttefikler aramaya itiyor. İsrail, son dönemde bazı Arap ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirme yoluna gitti (2020 Abraham Accords). Bu adımlar, ABD'nin bölgedeki rolünü yeniden tanımlamasıyla paralel gelişiyor.
Öte yandan, ABD iç siyasetinde İsrail'e yönelik eleştiriler artıyor. Özellikle genç Demokrat seçmenler arasında Filistin yanlısı tutum güçleniyor. 2023'te İsrail'in Gazze'ye yönelik askeri operasyonları, ABD'de protestolara ve bazı kongre üyelerinin İsrail'e silah satışlarını sorgulamasına neden oldu. Bu durum, ABD'nin İsrail'e koşulsuz destek politikasını sorgulanır hale getirdi. Ayrıca, İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim faaliyetleri ve insan hakları ihlalleri konusundaki uluslararası baskılar, ABD'yi zor durumda bırakıyor.
Küresel düzeyde ise, ABD-İsrail ittifakındaki çatlak, diğer aktörlerin bölgedeki etkisini artırmasına yol açabilir. Rusya ve Çin, Orta Doğu'da daha aktif rol almaya başladı. Çin'in 2023'te Suudi Arabistan ile İran arasında arabuluculuk yapması, ABD'nin bölgedeki aracılık rolünü sorgulatıyor. Rusya ise Suriye'deki varlığını koruyarak İsrail'in kuzey sınırındaki dengeleri etkiliyor. Bu gelişmeler, ABD'nin İsrail ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İsrail ittifakındaki çatlak, Türkiye'nin Orta Doğu politikası açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme. Türkiye, uzun süredir İsrail'in Filistin politikalarını eleştiriyor ve iki ülke arasındaki ilişkiler inişli çıkışlı bir seyir izliyor. ABD'nin İsrail'e yönelik desteğini sorgulaması, Türkiye'nin bölgede daha fazla manevra alanı bulmasına olanak tanıyabilir. Özellikle enerji koridoru projeleri ve Doğu Akdeniz'deki gerilimde, ABD'nin tutumu belirleyici. İsrail'in ABD desteğini kaybetmesi veya ABD'nin koşullu destek vermesi, Türkiye'nin bölgesel denklemde elini güçlendirebilir. Ancak, ABD-İsrail ilişkilerinin tamamen kopması, bölgede istikrarsızlığı artırabilir ve Türkiye'nin güvenlik endişelerini derinleştirebilir. Bu nedenle Türkiye, gelişmeleri yakından takip ederek diplomatik esnekliğini korumalı.