ABD ve İsrail, Batı Kudüs'te kalıcı bir Amerikan büyükelçiliği inşa edilmesi için arazi tahsisi anlaşması imzaladı. Sembolik 1 dolar kira bedeliyle yapılan anlaşma, Tel Aviv'deki geçici büyükelçilik binasının yerini alacak yeni bir diplomatik misyonun önünü açıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın üst düzey yetkililerinin katılımıyla gerçekleşen imza töreni, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın yeni bir aşamasını işaret ediyor.
Gelişmenin Arka Planı: Kudüs'ün Statüsü ve ABD'nin Değişen Politikası
ABD'nin Kudüs politikası, Trump yönetiminin 2017 yılında Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması ve büyükelçiliğini Tel Aviv'den Kudüs'e taşımasıyla köklü bir değişim geçirdi. O dönemde geçici bir bina kullanan ABD, yıllardır Batı Kudüs'te daha büyük ve daimi bir elçilik kompleksi için yer arıyordu. Şimdi imzalanan 1 dolarlık kira sözleşmesi, bu arayışın sonuçlandığını gösteriyor. Anlaşma kapsamında, Batı Kudüs'teki bir arsa, 99 yıllığına ABD'ye tahsis edildi. Yeni elçilik binasının inşaatının önümüzdeki yıllarda tamamlanması bekleniyor.
Bu adım, özellikle Filistin yönetimi ve Arap dünyasında tepkiyle karşılandı. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) yetkilileri, ABD'nin tek taraflı kararlarının barış sürecini baltaladığını savunurken, İsrail hükümeti anlaşmayı “tarihi bir dostluk göstergesi” olarak niteledi. ABD Başkanı Joe Biden yönetimi ise konuyla ilgili olarak daha ölçülü bir dil kullansa da, selefi Trump'ın Kudüs kararını fiilen devam ettiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Kudüs'ün Hassas Dengesi
Kudüs, hem İsrail hem de Filistinliler tarafından başkent olarak talep edilen, dini ve siyasi açıdan son derece hassas bir şehir. Doğu Kudüs, İsrail'in 1967'de işgal ettiği ve daha sonra ilhak ettiği ancak uluslararası toplum tarafından tanınmayan bir bölge. ABD'nin Batı Kudüs'te daimi bir elçilik kurması, Batı Kudüs'ü İsrail'in egemenliği altında kabul ettiği anlamına geliyor. Bu durum, BM kararlarına ve uluslararası hukuka aykırı olarak görülüyor.
Bölgesel düzeyde, bu gelişme İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki normalleşme sürecini de etkileyebilir. 2020'de imzalanan İbrahim Anlaşmaları ile BAE, Bahreyn, Fas ve Sudan İsrail'le ilişkilerini normalleştirmişti. Ancak Suudi Arabistan gibi bölgesel güçler, Filistin devleti kurulmadan tam normalleşmeye yanaşmıyor. ABD'nin Kudüs'teki kalıcı varlığı, bu ülkeler nezdinde ABD'nin arabuluculuk rolünü sorgulatabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kudüs'ün statüsü konusunda Filistin davasını destekleyen bir çizgide duruyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha önce ABD'nin büyükelçilik kararını sert bir dille eleştirmiş ve Doğu Kudüs'ün Filistin'in başkenti olduğunu vurgulamıştı. Bu yeni anlaşma, Türkiye'nin İsrail ile son dönemde normalleşen ilişkilerinde gerginlik yaratma potansiyeli taşıyor. Ancak Ankara, pragmatik bir yaklaşımla hem Filistin'le dayanışmasını sürdürüp hem de İsrail'le ekonomik ve diplomatik ilişkilerini dengelemeye çalışıyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Filistin meselesinde yalnızlaşmasını önlemek için daha aktif bir diplomasi yürütmesine neden olabilir.