Ortadoğu'da tırmanan gerilimin gölgesinde, ABD ile İran arasında yeni bir müzakere turu pazar günü başlıyor. İranlı müzakere heyeti, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'den saatler önce İsviçre'nin ev sahibi kentine ulaştı. Ancak Tahran yönetimi, İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarına misilleme olarak Hürmüz Boğazı'nı yeniden kapattığını duyurdu. Bu gelişme, küresel enerji piyasalarında yeni bir şok dalgası yaratırken, bölgedeki diplomatik çabaların ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Müzakerelerin arka planı ve tarafların pozisyonları
ABD ile İran arasındaki dolaylı görüşmeler, Mart ayından bu yana kesintili bir şekilde devam ediyor. Son tur müzakereler, İran'ın nükleer programı, bölgesel nüfuzu ve Yemen'deki Husilere verdiği destek gibi kilit konulara odaklanmıştı. Ancak iki hafta önce İsrail'in Beyrut'a düzenlediği hava saldırısında üst düzey bir İranlı generalin ölmesi, süreci baltalamıştı. Tahran, saldırıyı doğrudan ABD'nin desteklediği İsrail'e bağlarken, Washington arabuluculuk teklifinde bulunmuştu.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, yaptığı açıklamada "Müzakerelere bağlıyız ancak kırmızı çizgilerimiz var. İsrail saldırganlığı devam ederken müzakere masasına oturmak anlamsız" dedi. ABD tarafı ise İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma hamlesini "kabul edilemez bir provokasyon" olarak nitelendirdi. Beyaz Saray'dan yapılan yazılı açıklamada, "İran'ın bu tür eylemleri bölgesel istikrarı tehdit ediyor ve küresel ekonomiye zarar veriyor. Müzakerelerin amacı tam da bu tür gerilimleri azaltmaktır" ifadeleri kullanıldı.
Umutların yeşerdiği bir diğer gelişme ise Umman ve Irak'ın arabuluculuk çabaları oldu. Her iki ülke de taraflar arasında mekik diplomasisi yürüterek bir anlaşma zemini oluşturmaya çalışıyor. Ancak analistler, İran'ın Hürmüz Boğazı hamlesinin müzakereleri rayından çıkarmak için bir pazarlık taktiği olabileceğini belirtiyor.
Hürmüz Boğazı krizi ve bölgesel yansımalar
Hürmüz Boğazı'nın kapatılması, küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği bu stratejik su yolunu kullanılamaz hale getiriyor. İran Devrim Muhafızları, boğazı mayınladıklarını ve bölgeye seyir füzeleri konuşlandırdıklarını açıkladı. Bu hamle, petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerine çıkmasına neden oldu. Suudi Arabistan ve BAE gibi Körfez ülkeleri, alternatif nakliye yolları arayışına girerken, ABD Donanması bölgeye ek savaş gemileri gönderdi.
Uzmanlar, İran'ın bu adımının müzakerelerde elini güçlendirme amacı taşıdığını düşünüyor. Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü'nden Dr. Ali Rıza Nader, "Tahran, Hürmüz'ü bir koz olarak kullanıyor. ABD'nin İsrail'i durdurmaması halinde bölgesel bir savaşı tetikleyebileceklerini ima ediyorlar" değerlendirmesinde bulundu.
Lübnan'da durum ise daha da karmaşık. İsrail'in Hizbullah hedeflerine yönelik saldırıları, İran'ın bölgedeki en önemli müttefikini zayıflatıyor. Beyrut'taki kaynaklar, çatışmaların Lübnan'ı iç savaşa sürükleyebileceği uyarısında bulunuyor. Bu tablo, ABD-İran müzakerelerini daha da acil hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler Türkiye'yi doğrudan ilgilendiriyor. Hürmüz Boğazı'nın kapanması, Türkiye'nin enerji ithalat maliyetlerini artıracak ve cari açığı büyütecektir. Ayrıca İran'la sınır komşusu olan Türkiye, olası bir çatışma durumunda mülteci akını ve güvenlik riskleriyle karşı karşıya kalabilir. Ankara, hem ABD hem İran'la dengeli ilişkilerini sürdürmeye çalışırken, bölgedeki krizin Türkiye'nin enerji koridoru olma hedefini de sekteye uğratma potansiyeli bulunuyor. Bu nedenle Türkiye'nin arabuluculuk rolü üstlenmesi, hem kendi çıkarları hem de bölgesel istikrar açısından kritik önem taşıyor.