ABD yönetimi, İran'ın uluslararası alanda dondurulmuş varlıklarının bir kısmını, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi ülkelere İran destekli milislerin ve doğrudan Tahran'ın askeri faaliyetlerinin yol açtığı savaş hasarlarını tazmin etmek için kullanmayı değerlendiriyor. Bu öneri, Başkan Donald Trump'ın görev süresinin son aylarında, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Katar gibi kilit müttefiklerle ilişkilerin son dönemde yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle gerginleştiği bir dönemde gündeme geldi. Yetkililere göre plan, İran'ın bölgedeki vekil güçler aracılığıyla yürüttüğü saldırılar sonucu oluşan ekonomik ve altyapı tahribatını kısmen gidermeyi amaçlıyor.
Planın ayrıntıları ve arka planı
Plan kapsamında, İran'ın yurtdışındaki banka hesaplarında ve diğer finansal araçlarda tutulan yaklaşık 50-60 milyar dolarlık dondurulmuş varlığın bir kısmının, Körfez ülkelerine yönelik bir tazminat fonuna aktarılması öngörülüyor. Ancak bu varlıkların büyük kısmı halen yasal süreçler ve uluslararası yaptırımlar nedeniyle bloke durumda. ABD Hazine Bakanlığı, söz konusu fonların kullanımı için İran'la doğrudan bir müzakere yapılmadan tek taraflı bir karar alınabileceğini sinyallerini veriyor.
Trump yönetimi, 2019 yılında Suudi Arabistan'ın petrol tesislerine düzenlenen ve İran'a atfedilen saldırıların ardından Körfez müttefiklerine verdiği destek sözlerini somut adımlara dönüştürmek için bu yolu tercih ediyor. Öte yandan, bu hamlenin İran'a yönelik maksimum baskı politikasının bir parçası olduğu ve Tahran'ın bölgesel faaliyetlerini sınırlamayı hedeflediği belirtiliyor.
Diplomatik kaynaklara göre, ABD yönetimi bu adımla aynı zamanda Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan'ın Yemen'deki askeri operasyonlarının finansman yükünü hafifletmeyi ve bu ülkelerin savunma harcamalarına daha fazla katkı yapmasını teşvik etmeyi amaçlıyor. Ancak planın uygulanabilirliği, uluslararası hukuk ve mevcut yaptırım rejimleri açısından tartışmalı.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu girişim, özellikle İran'ın nükleer programı ve bölgesel nüfuzuna karşı sert bir tutum sergileyen Trump yönetiminin, Körfez ülkeleriyle olan ittifakını güçlendirme çabası olarak değerlendiriliyor. Ancak Suudi Arabistan ve BAE'nin, İran'ın vekil güçleri olan Husiler ve Hizbullah nedeniyle uğradıkları zararların resmi bir tazminat mekanizmasıyla karşılanması, Tahran'la olası bir yüzleşmeyi de beraberinde getirebilir. İran, bu tür bir planı 'ekonomik terörizm' olarak nitelendirerek sert tepki gösterebilir.
Öte yandan, ABD'de başkanlık seçimlerine kısa bir süre kala böyle bir adım atılması, iç politikada da yankı bulabilir. Demokrat Parti çevreleri, İran varlıklarının bu şekilde kullanılmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve yeni bir krize yol açabileceğini savunuyor. Avrupa Birliği ve Çin ise, İran'la ticari ilişkileri olan şirketlerin zarar görebileceği endişesiyle plana mesafeli yaklaşıyor.
Bölgedeki uzmanlar, bu hamlenin Körfez ülkeleri arasındaki dayanışmayı artırabileceğini, ancak İran'ı daha da yalnızlaştırarak bölgesel gerginliği tırmandırma riski taşıdığını ifade ediyor. Ayrıca, İran'ın dondurulmuş varlıklarının meşruiyeti konusundaki hukuki belirsizlikler, planın hayata geçirilmesini zorlaştırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la hem komşuluk hem de enerji ithalatı açısından önemli ilişkilere sahip. ABD'nin İran varlıklarını Körfez müttefiklerine tazminat olarak kullanma planı, Türkiye'yi dolaylı olarak etkileyebilir. Eğer bu adım İran'la gerilimi artırır ve yaptırımlar sertleşirse, Türkiye'nin İran doğalgazına bağımlılığı göz önüne alındığında enerji arz güvenliği risk altına girebilir. Ayrıca, Körfez ülkelerine verilen bu destek, bölgesel dengeleri değiştirirken Türkiye'nin Katar'la olan yakın ilişkisi ve Suudi Arabistan'la son dönemde normalleşme adımları bağlamında değerlendirilmelidir. Türk dış politikası, bu gelişmeyi İran ve Körfez arasında denge arayışı olarak görüp temkinli bir tutum sergileyebilir.