ABD ordusu, Hürmüz Boğazı'nda bir Amerikan helikopterinin düşürülmesine misilleme olarak İran'ın çeşitli bölgelerindeki su tesislerini hedef alan hava saldırıları düzenledi. Pentagon'dan yapılan açıklamada, saldırıların İran'ın askeri güçlerine ait su arıtma ve dağıtım tesislerine yönelik olduğu belirtildi. İran Devrim Muhafızları ise saldırılarda sivil altyapının vurulduğunu iddia ederek misilleme tehdidinde bulundu. Bu gelişme, Tahran ve Washington arasında son yıllarda yaşanan en ciddi askeri çatışmalardan biri olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı: Hürmüz Boğazı gerginliği
Çatışmanın fitili, iki gün önce Hürmüz Boğazı'nda bir ABD deniz keşif helikopterinin İran hava savunma sistemleri tarafından düşürülmesiyle ateşlendi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), helikopterin uluslararası hava sahasında olduğunu iddia ederken, İran ise helikopterin hava sahasını ihlal ettiğini savundu. Olayda 5 Amerikan askeri hayatını kaybetti. Başkan Joe Biden başkanlığında toplanan Ulusal Güvenlik Konseyi, İran'ı 'orantılı bir askeri harekatla' cezalandırma kararı aldı.
Saldırı hedefleri olarak su tesislerinin seçilmesi ise dikkat çekiyor. Askeri stratejistlere göre, ABD yönetimi İran'ın askeri kapasitesini zayıflatmak yerine, su kıtlığı çeken ülkede halkın temel ihtiyaçlarını hedef alarak rejim üzerinde ekonomik ve siyasi baskı kurmayı amaçlıyor. İran'ın birçok bölgesinde, özellikle güney ve doğu illerinde, su krizi uzun süredir protestolara neden oluyor. Su altyapısına yönelik saldırıların, hükümetin halk nezdindeki itibarını sarsabileceği yorumları yapılıyor.
İran Dışişleri Bakanlığı, saldırıları 'savaş suçu' olarak nitelendirirken, BM Güvenlik Konseyi'ni acil toplantıya çağırdı. Rusya ve Çin ise ABD'ye 'ölçüsüz güç kullanımı' nedeniyle tepki gösterdi.
Bölgesel ve küresel boyut: Gerilim tırmanıyor
ABD'nin İran'ın su tesislerini vurması, Basra Körfezi'nde askeri gerginliği yeni bir boyuta taşıdı. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn gibi Körfez ülkeleri, ABD'nin eylemini 'meşru müdafaa' olarak desteklerken, Irak ve Katar tarafları itidale çağırdı. Hürmüz Boğazı'ndan geçen küresel petrol arzının yüzde 20'sini oluşturan bölgede, herhangi bir askeri çatışma enerji fiyatlarını hızla yukarı çekebilir.
Uzmanlar, saldırıların bir 'sivil altyapı savaşı' örneği teşkil ettiğini belirtiyor. Stratejik hedeflerin askeri tesislerden kritik sivil altyapıya kayması, uluslararası insancıl hukuk açısından tartışmalı bir zemin oluşturuyor. Su kaynaklarına yönelik saldırılar, sivilleri hedef alan yasaklı bir savaş yöntemi olarak değerlendirilebilir. ABD ise İran'ın 'askeri amaçla' helikopterini düşürdüğünü iddia ederek, su tesislerinin 'lojistik destek' amacıyla kullanıldığını ileri sürüyor.
Bu gelişmeyle birlikte İran'ın, vekil güçler aracılığıyla Irak ve Suriye'deki ABD üslerine saldırıları artırması bekleniyor. İsrail ise İran'ın nükleer tesislerine yönelik bir askeri müdahalenin gündeme gelebileceğini işaret ediyor. Küresel ölçekte, ABD-İran çatışmasının genişlemesi halinde Çin ve Rusya'nın İran'a askeri destek vermesi olasılığı, bölgesel bir savaşın küresel bir boyut kazanabileceğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran arasındaki bu askeri tırmanış, Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Türkiye, İran ile doğu sınırını paylaşırken, aynı zamanda ABD ile de NATO müttefiki olarak bağları sürdürüyor. Su altyapısına yönelik bu tür saldırılar, Türkiye'nin Fırat ve Dicle havzasında yürüttüğü su politikaları açısından emsal teşkil edebilir. Ayrıca, bölgede artan istikrarsızlık Türkiye'nin güney ve doğu sınırlarında güvenlik risklerini artırabilir. Ekonomik olarak, İran'la 2023 yılında 10 milyar doları aşan ticaret hacmi göz önüne alındığında, yaptırım ve çatışma ortamı Türk şirketlerini olumsuz etkileyebilir. Türkiye'nin arabuluculuk ve itidal çağrıları yaparak istikrarı korumaya çalışması bekleniyor.