ABD ile İran arasındaki savaş fiilen sona ermiş durumda. Henüz toz duman tam olarak dağılmamış olsa da, çatışmanın seyrinden çıkarılabilecek bazı dersler şimdiden görülmeye başlandı. ABD Başkanı Donald Trump, dünyanın pahasına kişisel bir savaş yürüttü. Çinli filozof Lao Tzu’nun uyardığı gibi, silahlar ancak son çare olarak başvurulması gereken uğursuz araçlardır. Trump ise bu öğüdü hiçe sayarak, İran’ın üst düzey komutanı Kasım Süleymani’ye suikast düzenledi ve iki ülkeyi savaşın eşiğine getirdi. Bu süreçte ABD’nin müttefikleri, uluslararası toplum ve bölge ülkeleri büyük bir endişe içinde izlerken, savaşın yıkıcı sonuçlarından kaçınılmış olması ise ancak bir şans eseri olarak değerlendirilebilir.
Gelişmenin Arka Planı: Kasım Süleymani Suikasti ve İran’ın Misillemesi
3 Ocak 2020’de ABD tarafından Bağdat Havalimanı’nda düzenlenen bir hava saldırısıyla İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani öldürüldü. Bu operasyon, Trump’ın kişisel talimatıyla gerçekleştirildi ve İran ile ABD arasındaki gerilimi tarihin en kritik noktalarından birine taşıdı. Suikastin ardından İran, 8 Ocak’ta Irak’taki ABD üslerine balistik füzelerle misilleme yaptı. Ancak bu saldırıda can kaybı yaşanmaması, her iki tarafın da savaştan kaçınma niyetini gösterdi. Nitekim Trump, saldırının ardından yaptığı açıklamada, İran’ın geri adım attığını belirterek, “Her şey yolunda” dedi. Bu sözler, savaşın kontrol altında tutulmaya çalışıldığının bir işaretiydi.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Savaşın Dersleri ve Uluslararası Sistemdeki Kırılmalar
Çatışma sürecinde uluslararası kurumların etkisizliği ve güç kullanımının tehlikeleri bir kez daha ortaya çıktı. Birleşmiş Milletler’in savaşın önlenmesinde yetersiz kalması, Trump’ın uluslararası ittifakları hiçe sayarak hareket etmesiyle birleşince, küresel düzenin ne denli kırılgan olduğu görüldü. Ayrıca ABD’nin müttefikleri, özellikle Avrupa ülkeleri, Trump’ın bu girişimini desteklemedi. Almanya ve Fransa, gerilimin düşürülmesi için diplomatik yolların kullanılması gerektiğini vurguladı. İran ise nükleer anlaşmadan çekilmeye bir adım daha yaklaştı ve uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırdı. Bu gelişmeler, hem Ortadoğu’daki dengeleri sarsarken hem de küresel enerji piyasalarında dalgalanmalara yol açtı. Petrol fiyatları kısa süreli de olsa yükseldi, ancak savaşın yaygınlaşmamasıyla tekrar normale döndü.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerilimi, Türkiye için doğrudan bir savaş riski taşımasa da, bölgesel istikrarsızlığın artmasına neden oldu. Türkiye, İran’la sınır komşusu olup, iki ülke arasında ticaret ve enerji bağlantıları bulunuyor. Ek olarak, Irak’taki varlığı ve İran’la yaşadığı sınır ötesi güvenlik sorunları, bu çatışmanın yayılması halinde Türkiye’yi doğrudan etkileyebilirdi. Neyse ki savaş kısa sürdü ve Türkiye’nin diplomatik çabaları, özellikle de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın taraflara itidal çağrısı, bu süreçte önemliydi. Ayrıca, Trump’ın kişisel savaşının dünya çapında yarattığı güven bunalımı, Türkiye’nin de dahil olduğu birçok ülkeyi, dış politikada daha bağımsız ve esnek stratejiler geliştirmeye itti. Bölgedeki istikrarsızlık, Türkiye’nin enerji güvenliği ve ticaret yolları açısından risk oluşturuyor; bu nedenle Ankara, İran ile ABD arasındaki dengeleri korumaya özen gösteriyor.