ABD ile İran arasındaki gerilim, Orta Doğu'da artan şiddet olaylarıyla birlikte yeniden alevleniyor. Son haftalarda Basra Körfezi'nde ticari gemilere yönelik tacizler, Irak ve Suriye'deki askeri üslere düzenlenen roket saldırıları ve İran'ın nükleer programına ilişkin artan endişeler, iki ülkeyi yeniden savaşın eşiğine getirdi. Ancak uzmanlara göre bu tırmanma, uzun süredir devam eden bir gerginlik modelinin parçası ve taraflar arasında doğrudan bir çatışma ihtimali hâlâ düşük. Peki yaşananlar gerçekten bir savaşın habercisi mi, yoksa bilinen bir oyunun yeni perdesi mi?
Arka plan: Artan şiddet, bilinen kalıplar
ABD ile İran arasındaki düşmanlık, 1979 İslam Devrimi'nden bu yana inişli çıkışlı bir seyir izliyor. Son dönemdeki tırmanma ise iki temel eksende ilerliyor: İran'ın nükleer programı ve bölgedeki vekil güçler. İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sürdürürken, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) son raporlarında İran'ın stoklarını artırdığını ve bazı tesislerdeki denetimleri engellediğini bildiriyor.
Buna karşılık ABD, Basra Körfezi'ne uçak gemisi ve denizaltı konuşlandırarak bölgedeki askeri varlığını güçlendirdi. İsrail ise İran'ın nükleer tesislerine yönelik saldırı hazırlıklarını sürdürüyor. Bölgedeki vekil gruplar da (Husiler, Hizbullah, Irak'taki milisler) hem ABD hedeflerine hem de İsrail'e yönelik saldırılarını artırdı. Kızıldeniz'deki Husi saldırıları, küresel ticaret yollarını tehdit ederken, ABD ve İngiltere'nin Yemen'e düzenlediği hava saldırıları gerilimi daha da artırdı.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni bir cephe mi?
Bu çatışmaların en kritik boyutu, bölgesel güç dengeleri üzerindeki etkisi. ABD'nin İran'a yönelik politikası, özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleriyle ilişkilerini etkiliyor. Bu ülkeler, İran'ın bölgesel yayılmacılığından endişe duyuyor ancak doğrudan bir savaşın bölgeyi istikrarsızlaştırmasından da korkuyor. Öte yandan Rusya ve Çin, İran'a verdikleri destekle batılı ülkelerle gerilimi artırıyor. BM Güvenlik Konseyi'nde yaptırım kararları alınamazken, İran'ın Rusya'ya insansız hava aracı sağlaması, Moskova-Tahran yakınlaşmasını pekiştiriyor.
Bu gelişmelerin küresel enerji piyasalarına etkisi de büyük. Hürmüz Boğazı'ndaki gerilim, petrol fiyatlarının yükselmesine neden oluyor ve dünya ekonomisini tehdit ediyor. Uzmanlar, yeni bir körfez savaşı senaryosunun petrol fiyatlarında yüzde 50'ye varan artışlara yol açabileceğini tahmin ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-İran gerginliğinden doğrudan etkilenen bir ülke. İran ile 500 kilometrelik bir kara sınırına sahip olan Türkiye, bu gerilimin tırmanması halinde yeni bir göç dalgası ve sınır güvenliği sorunuyla karşı karşıya kalabilir. Ayrıca, Türkiye'nin enerji ithalatının önemli bir kısmını İran'dan karşılaması, olası yaptırımların Türk ekonomisini olumsuz etkilemesine yol açabilir. Öte yandan Türkiye, hem ABD hem de Rusya ile ilişkilerini dengelemeye çalışırken, İran'la olan ekonomik ve siyasi bağlarını korumakta zorlanıyor. Bölgede istikrarın bozulması, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askeri operasyonlarını da doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle Ankara, tarafları itidal çağrısında bulunarak, diplomasiyi önceliklendirdiğini vurguluyor.