ABD, İran’a yönelik askeri kampanyasında önemli bir taktik değişikliğe giderek, İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (IRGC) ait olduğu belirlenen petrol tankerlerine hava saldırıları düzenlemeye başladı. Hürmüz Boğazı’nda aylardır süren ve IRGC’nin askeri altyapısını hedef alan periyodik bombardımanların, örgütün boğazdaki saldırılarını durduramaması üzerine Washington yönetimi, İran’ın ekonomik can damarı olan petrol ihracatını hedef alan yeni bir stratejiye yöneldi. İlk saldırıların, Basra Körfezi’nde seyreden ve İran’a ait olduğu tespit edilen üç tankere yapıldığı belirtiliyor. Saldırıların, İran’ın Hürmüz’deki askeri kapasitesini zayıflatmanın yanı sıra, Tahran yönetimini müzakere masasına çekmeyi amaçladığı yorumları yapılıyor.
İran’ın ekonomik hedeflerine yönelik yeni strateji
ABD’nin bu yeni hamlesi, İran’a yönelik “maksimum baskı” politikasının askeri ayağında bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Ocak ayından bu yana IRGC’nin Hürmüz Boğazı’ndaki denizaltı, sürat teknesi ve insansız hava aracı (İHA) tesislerine düzenlenen hava saldırıları, örgütün lojistik kapasitesini önemli ölçüde zayıflatmasına rağmen, İran’ın ticari gemilere yönelik taciz ve el koyma girişimlerini tamamen durduramadı. Pentagon yetkilileri, askeri altyapının sürekli yeniden inşa edildiğini ve İran’ın asimetrik savaş taktiklerine başvurarak ekonomik zarar verme kapasitesini koruduğunu kabul ediyor. Bu nedenle ABD, İran’ın petrol gelirlerini hedef alarak hem askeri operasyonlarını finanse etme kapasitesini düşürmeyi hem de uluslararası toplumun İran üzerindeki ekonomik baskısını artırmayı amaçlıyor. Uzmanlara göre bu strateji değişikliği, ABD’nin İran’a karşı doğrudan bir askeri çatışmaya girmek istemediği, ancak ülkeyi ekonomik olarak köşeye sıkıştırarak davranışlarını değiştirmeyi hedeflediği bir “gölge savaş” yaklaşımının parçası.
Hürmüz Boğazı’nda tırmanan gerilim ve küresel enerji güvenliği
Dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı, son aylarda ABD ile İran arasındaki gerilimin en sıcak bölgesi konumunda. İran, uluslararası yaptırımların ağırlaştığı bu dönemde, boğazı kullanarak hem askeri gücünü sergiliyor hem de küresel enerji piyasalarını etkilemeye çalışıyor. ABD’nin petrol tankerlerine yönelik saldırılarının, boğazdaki güvenlik riskini daha da artırdığı ve bunun sonucu olarak petrol fiyatlarında kısa vadede dalgalanmalara yol açabileceği belirtiliyor. Öte yandan, bu gelişme, ABD’nin bölgedeki müttefikleri olan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından da endişeyle karşılanıyor. Zira bu ülkeler, kendi petrol ihracatlarının güvenliğine zarar verebilecek bir tırmanmadan kaçınmak istiyor. Çin ve Hindistan gibi Asya’nın büyük petrol ithalatçıları da Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimin doğrudan etkisi altında. Bu ülkeler, İran’dan yaptıkları ucuz petrol ithalatını sürdürebilmek için ABD’nin baskısına direniyor. Analistler, ABD’nin tanker saldırılarının, bu ülkelerin İran petrolüne erişimini daha da zorlaştırarak küresel enerji güvenliğinde yeni kırılmalar yaratabileceğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü ithal eden bir ülke olarak Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimden doğrudan etkileniyor. Olası bir petrol tıkanıklığı, Türkiye’nin enerji maliyetlerini artırabilir ve cari açık üzerinde baskı yaratabilir. Öte yandan Türkiye, İran ile komşuluk ilişkilerini korurken, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarına katılmıyor; bu nedenle Washington’un tanker saldırılarını genişletmesi, Türkiye’nin enerji güvenliği ve bölgesel istikrar açısından yeni riskler barındırıyor. Ankara’nın, hem İran ile diyaloğunu sürdürmesi hem de ABD ile ittifak ilişkilerini dengelemesi gereken hassas bir dönemden geçtiği söylenebilir.