ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, yeni yönetimin İran ile nükleer bir anlaşmaya varmak istediğini, ancak bu anlaşmanın mutlaka doğrulanabilir nitelikte olması gerektiğini açıkladı. Vance, Fox News’e verdiği demeçte, “İran ile bir anlaşmaya varmak istiyoruz, ancak bu anlaşma doğrulanabilir olmalı. Geçmişte olduğu gibi bir kâğıt parçasına imza atıp İran’ın uranyum zenginleştirmeye devam etmesini istemiyoruz” dedi. Başkan Yardımcısı’nın bu sözleri, Trump yönetiminin İran’a yönelik nükleer politikasında önemli bir sinyal olarak değerlendiriliyor.
Gelişmenin arka planı
Trump yönetimi, 2018 yılında Obama döneminde imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı’ndan (KOEP) tek taraflı olarak çekilmiş ve İran’a karşı maksimum baskı politikasını başlatmıştı. Bu politika kapsamında İran’a ağır ekonomik yaptırımlar uygulanırken, Tahran da uranyum zenginleştirme seviyesini anlaşma öncesi döneminin üzerine çıkarmıştı. Vance’in açıklamaları, yeni yönetimin İran’la müzakere masasına dönmeye sıcak baktığına işaret ediyor. Ancak bu kez daha sıkı şartlar ve uluslararası denetim mekanizmaları talep ediliyor.
İran’ın nükleer programı, uzun yıllardır uluslararası toplumun başlıca güvenlik endişeleri arasında yer alıyor. Tahran yönetimi, nükleer programının barışçıl amaçlarla yürütüldüğünü savunurken, Batılı ülkeler programın askeri boyut kazanmasından çekiniyor. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA) raporlarına göre, İran yüzde 60’a varan uranyum zenginleştirme kapasitesine ulaşmış durumda ve bu oran, bir nükleer silah için gerekli olan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın.
Bölgesel ve küresel boyut
İran’ın nükleer programı sadece ABD-İran ilişkilerini değil, tüm Ortadoğu’nun güvenlik denklemini etkiliyor. Körfez ülkeleri, Suudi Arabistan ve İsrail başta olmak üzere bölge ülkeleri, İran’ın nükleer silah kapasitesine ulaşması durumunda büyük bir tehdit altında kalacaklarını düşünüyorlar. İsrail, İran’ın nükleer tesislerine yönelik askeri müdahale seçeneğini her zaman masada tutuyor.
Diğer yandan, Çin ve Rusya’nın İran ile yakın ilişkileri, nükleer müzakerelerde uluslararası dengeleri de belirliyor. Moskova ve Pekin, Tahran’ın müzakere masasında güçlü bir pozisyon almasını desteklerken, ABD’nin baskı politikalarına karşı da İran’a arka çıkıyor. Uzmanlar, üç ülke arasındaki iş birliğinin yeni bir anlaşmanın önündeki en büyük engellerden biri olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran ile ABD arasında olası bir nükleer anlaşma, Türkiye'nin güvenlik ve enerji politikaları açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, İran’a uygulanan yaptırımlar nedeniyle enerji tedarikinde sorunlar yaşarken, anlaşma sağlanması halinde doğal gaz ve petrol akışının normale dönmesi mümkün olabilir. Ayrıca, İran’ın nükleer programının barışçıl bir çerçeveye oturtulması, bölgede yeni bir silahlanma yarışını önleyerek Türkiye’nin milli güvenlik çıkarlarına katkı sağlar. Ancak anlaşma sürecinde Türkiye’nin dışlanmaması ve bölgesel çıkarlarının dikkate alınması, Ankara için önemli bir diplomatik beklenti olarak öne çıkıyor.