ABD ile İran arasında imzalanan mutabakat zaptı (MoU), uzmanlara göre Orta Doğu’daki çatışmayı kalıcı olarak sona erdirmekten çok, iki ülke arasındaki gerilimi belirli bir düzeyde yönetmeyi amaçlıyor. Anlaşma, devletler arası bir çerçeve olarak tasarlanmış olup, tarafların birbirine verdiği zararı sınırlandırmayı hedefliyor. Ancak, bölgedeki vekil güçler aracılığıyla süren çatışmaların ve nükleer programdan kaynaklanan temel anlaşmazlıkların çözümüne yönelik somut bir adım içermiyor.
Mutabakatın Kapsamı ve Sınırları
Söz konusu mutabakat, iki ülke arasında doğrudan bir diyalog kanalı açmakla birlikte, tarafların özellikle Irak, Suriye ve Yemen’deki vekalet savaşlarını sonlandıracak bağlayıcı hükümlerden yoksun. ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının hafifletilmesi veya İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin durdurulması gibi kritik konular masada değil. Anlaşma daha çok, iki tarafın da birbirini hedef alan saldırılarının şiddetini azaltmaya ve yanlış hesaplamalardan kaynaklanabilecek doğrudan bir askeri çatışmayı önlemeye odaklanıyor.
Uzmanlar, bu tür mutabakatların geçici bir ateşkes işlevi görebileceğini, ancak temel güven sorunlarını çözmediğini vurguluyor. ABD’nin bölgedeki askeri varlığı ve İran’ın nükleer programı, her iki taraf için de kırmızı çizgi olmaya devam ediyor. Ayrıca, Suudi Arabistan ve İsrail gibi bölgesel aktörlerin anlaşmaya yönelik tutumları da sürecin seyrini etkileyecek önemli faktörler arasında.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Mutabakat, küresel enerji piyasalarında kısa vadeli bir rahatlama sağlasa da, Orta Doğu’daki istikrarsızlığın temel nedenlerine dokunmuyor. İran’ın Rusya’ya insansız hava aracı tedariki, Yemen’deki Husilere desteği ve Irak’taki milis güçleri üzerindeki etkisi, ABD ve müttefikleri için hala ciddi bir tehdit oluşturuyor. Öte yandan, ABD’nin İran’a yönelik maksimum baskı politikasının sürdüğü bir ortamda, bu tür bir mutabakatın ne kadar uygulanabilir olduğu da merak konusu.
Anlaşmanın başarısı, büyük ölçüde tarafların taahhütlerine ne ölçüde sadık kalacağına ve özellikle İran’ın nükleer faaliyetlerini sınırlandırma konusunda somut adımlar atıp atmayacağına bağlı. Şimdilik, mutabakat bir “acı yönetimi” aracı olarak görülüyor; kalıcı bir barış anlaşmasından ziyade, tarafların birbirine verdiği zararı kabul edilebilir bir düzeyde tutmayı hedefliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem ABD ile NATO müttefiki hem de İran ile kara sınırı olan bir ülke olarak bu mutabakattan doğrudan etkileniyor. Anlaşma, iki komşusu arasındaki gerilimin azalmasına katkı sağlarsa, Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki güvenlik endişeleri kısmen hafifleyebilir. Ancak, mutabakatın İran’ın bölgesel milis faaliyetlerini sınırlandırmaması, Türkiye’nin PKK/YPG ile mücadelesinde İran’ın rolünü devam ettiriyor. Ekonomik açıdan ise, ABD yaptırımlarının hafifletilmesi Türkiye-İran ticaretini canlandırabilir. Bu nedenle Ankara, anlaşmanın kapsamını genişletmesi ve kalıcı barışa dönüşmesi için arabulucu bir rol üstlenebilir.