ABD'de İran'a yönelik politikalar konusunda Kongre'de iki partili bir tepki dalgası yükseliyor. Hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi milletvekilleri, Biden yönetiminin İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetleri karşısında yetersiz kaldığını savunuyor. Özellikle son haftalarda İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 60'a yaklaştırması ve bölgedeki milis gruplara verdiği destek, Washington'da alarm zillerini çaldırdı. Tepkilerin odağında, yönetimin 2015 nükleer anlaşmasını canlandırma çabalarının sonuçsuz kalması ve İran'a yönelik yaptırımların etkinliğinin sorgulanması yer alıyor.
Kongre'den Yönetime Sert Uyarılar
Kongre'nin her iki kanadından da gelen açıklamalar, Beyaz Saray'ı daha sert bir tutum almaya çağırıyor. Cumhuriyetçi Senatör Tom Cotton, "İran, zayıflıktan başka bir şey anlamıyor. Mevcut politika, onların nükleer silah üretmesine zemin hazırlıyor" dedi. Demokrat Senatör Bob Menendez ise, "İran'ın bölgedeki istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerine karşı daha somut adımlar atılmalı" ifadelerini kullandı. Özellikle Temsilciler Meclisi'nde, İran'a yeni yaptırımlar getirilmesini öngören bir yasa tasarısı üzerinde çalışmalar hızlandı. Tasarı, İran Devrim Muhafızları'na bağlı kuruluşlara yönelik kısıtlamaları genişletmeyi ve enerji sektörüne yeni yaptırımlar eklemeyi hedefliyor.
Biden yönetimi ise, diplomasiye öncelik verdiklerini ancak gerektiğinde baskı araçlarını kullanmaktan çekinmeyeceklerini savunuyor. Beyaz Saray Sözcüsü Karine Jean-Pierre, "İran'ı nükleer anlaşmaya dönmeye ikna etmek için çabalarımız sürüyor. Ancak bu süreçte İran'ın provokasyonlarına karşı caydırıcılığımızı koruyoruz" dedi. Yönetim, İran'ın nükleer faaliyetlerine karşı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile işbirliğini güçlendirdiğini ve bölgesel ortaklarla koordinasyonu artırdığını belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran'a yönelik bu iki partili tepki, sadece Washington'la sınırlı kalmıyor; bölgesel ve küresel aktörler de gelişmeleri yakından takip ediyor. İsrail, ABD'nin İran konusunda daha sert bir pozisyon almasını uzun süredir talep ediyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, "İran'ın nükleer silah elde etmesini engellemek için her türlü seçenek masada" diyerek, ABD'nin desteğine ihtiyaç duyduklarını vurguluyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri de İran'ın bölgesel nüfuzundan endişe duyuyor. Bu ülkeler, ABD'nin İran'a karşı daha kararlı bir duruş sergilemesini ve Yemen'deki Husilere verilen desteğin kesilmesini bekliyor.
Avrupa Birliği ise, nükleer anlaşmanın korunmasından yana bir tutum sergiliyor. AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, "Diplomatik çözüm hâlâ mümkün. Ancak İran'ın işbirliği yapmaması durumunda yeni yaptırımlar da gündeme gelebilir" açıklamasını yaptı. Rusya ve Çin ise, ABD'nin İran'a yönelik baskılarını artırmasına karşı çıkıyor. Moskova, nükleer anlaşmanın çökmesinin küresel istikrarı tehdit edeceğini savunurken, Pekin İran'la enerji ve ticaret ilişkilerini sürdürmekte kararlı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Kongresi'ndeki bu iki partili tepki, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Türkiye, İran'la komşuluk ilişkilerini sürdürmek ve enerji ithalatını çeşitlendirmek isterken, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları Türk şirketlerini de etkileyebilir. Ayrıca, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetleri, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarıyla doğrudan bağlantılı. Ankara, İran'ın Suriye ve Irak'taki varlığının kendi sınır güvenliğine tehdit oluşturmasından endişe ediyor. Bu nedenle, Türkiye'nin ABD-İran geriliminde dengeli bir politika izlemesi, hem Batı ittifakıyla uyumu hem de bölgesel çıkarları koruması açısından kritik önem taşıyor.