ABD, 10 Haziran 2025 tarihinde İran'a yönelik hava saldırılarını yeniden başlattı. Başkan Donald Trump yönetimi, iki ülke arasında aylardır süren ve sonuçsuz kalan müzakerelerde Tahran'ı taviz vermeye zorlamak amacıyla 'bombayla müzakere' stratejisini benimsediğini açıkladı. Saldırıların, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetlerine ilişkin artan baskının bir parçası olduğu belirtiliyor. ABD Savunma Bakanlığı yetkilileri, saldırıların İran'ın askeri altyapısına yönelik olduğunu ve sivil kayıpların önlenmesi için azami çaba gösterildiğini ifade etti.
Saldırıların Arka Planı ve Detayları
ABD Hava Kuvvetleri'ne ait savaş uçakları, İran'ın batısındaki askeri tesisleri hedef alan operasyonlar düzenledi. Saldırılarda özellikle İran'ın insansız hava aracı üsleri ve balistik füze rampalarının vurulduğu bildiriliyor. Pentagon'dan yapılan açıklamada, operasyonların 'İran'ın istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerine yanıt' olarak gerçekleştirildiği vurgulandı. Bu saldırılar, Ocak 2020'de General Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından ABD'nin İran topraklarına düzenlediği en büyük çaplı askeri harekât olarak kaydedildi.
ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada 'İran'la müzakerelerde ilerleme kaydedilmediği sürece askeri seçenekler masada olacak' ifadelerini kullandı. Beyaz Saray Sözcüsü ise 'bombayla müzakere' ifadesini kullanarak, 'İran ancak güç kullanıldığında mantıklı davranıyor' dedi. İran Dışişleri Bakanlığı ise saldırıları 'uluslararası hukukun açık ihlali' olarak nitelendirirken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni acil toplantıya çağırdı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Saldırılar, Körfez ülkeleri başta olmak üzere bölgede ciddi endişeye yol açtı. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, tansiyonun düşürülmesi çağrısı yaparken, İran'a komşu olan Irak ve Pakistan sınırlarında güvenlik tedbirlerini artırdı. Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, 'diplomatik çözümün hala mümkün olduğunu' belirterek taraflara itidal çağrısında bulundu. Rusya ise ABD'nin eylemlerini 'provokatif' olarak nitelendirirken, Çin 'bölgesel barışa yönelik ciddi tehdit' uyarısı yaptı.
Uzmanlar, ABD'nin bu hamlesinin İran'ı nükleer müzakerelerde taviz vermeye zorlamayı amaçladığını ancak bunun aksine Tahran'ın daha sert bir tutum benimsemesine yol açabileceğini belirtiyor. İran'ın geçen hafta uranyum zenginleştirme oranını yüzde 60'a çıkardığını duyurması, taraflar arasındaki gerilimin daha da tırmanmasına neden oldu. Bu gelişme, 2015'te imzalanan ve ABD'nin 2018'de çekildiği Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın sona ermesinin ardından bölgedeki güç dengelerini daha da karmaşık hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran arasındaki bu askeri tırmanma, Türkiye'nin güneydoğu sınırında yeni bir güvenlik riski oluşturuyor. Türkiye, İran'la enerji ve ticaret bağlantılarını sürdürürken, aynı zamanda ABD ile stratejik ortaklığını korumaya çalışıyor. Bu kriz, Türkiye'nin Orta Doğu'daki denge politikasını zorlayabilir ve Tahran-Ankara arasındaki Suriye ve terörle mücadele konularındaki iş birliğini etkileyebilir. Ayrıca, bölgede olası bir mülteci akını veya enerji tedarik kesintileri, Türkiye ekonomisi ve güvenliği için ek yük getirebilir. Ankara'nın bu süreçte hem diplomatik hem de askeri olarak hazırlıklı olması gerekiyor.