İsrailli üst düzey yetkililere göre, ABD'nin İran ile başlangıçta hedeflediği türden bir anlaşmaya varamaması, son savaş sırasında ve sonrasında yapılan stratejik hatalardan kaynaklanıyor. İsrail yönetimi, bu durumu 'toplam stratejik bir başarısızlık' olarak nitelendiriyor. Savaşın ardından ABD'nin bölgedeki nüfuzunun azaldığı ve İran'ın nükleer programına yönelik diplomasinin çıkmaza girdiği belirtiliyor.
Gelişmenin arka planı
ABD ile İran arasında yürütülen nükleer müzakereler, son dönemde ciddi bir tıkanma noktasına geldi. Başlangıçta arabulucuların çabalarıyla yürütülen görüşmeler, özellikle uranyum zenginleştirme düzeyi ve yaptırımların kaldırılması gibi kritik başlıklarda ilerleme kaydedemedi. İsrailli yetkililer, bu başarısızlığın temel nedeninin savaş sonrası dönemde ABD'nin bölgeye yönelik stratejik planlamasındaki eksiklikler olduğunu savunuyor. Savaşın hemen ardından ABD'nin İran'a yaptırım baskısını sürdürmemesi ve diplomatik inisiyatifi kaybetmesi, İran'ın elini güçlendirdi.
İran yönetimi ise bu süreçte nükleer faaliyetlerini hızlandırarak uranyum zenginleştirme oranını yüzde 60'a kadar çıkardı. Bu durum, uluslararası toplumda endişelere yol açarken, İsrail için daha büyük bir tehdit oluşturdu. İsrail Savunma Bakanlığı'ndan bir yetkili, 'ABD'nin anlaşma hedefini gerçekleştirememesi, savaşın kazanımlarını geçersiz kılıyor' ifadelerini kullandı. Yetkiliye göre, savaşta elde edilen askeri başarı, diplomatik alandaki başarısızlıkla gölgelendi.
Bölgesel veya küresel boyut
ABD-İran müzakerelerinin çıkmaza girmesi, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Ortadoğu dengelerini etkiliyor. İran'ın nükleer programındaki ilerleme, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölge ülkelerini de rahatsız ederken, bu durum yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebilir. Öte yandan, İsrail'in savaş sonucunu 'toplam stratejik başarısızlık' olarak nitelendirmesi, ABD-İsrail ilişkilerinde bir güven bunalımına işaret ediyor. İsrail, ABD'nin bölgedeki kararlılığını sorgulamaya başlarken, kendi güvenlik önlemlerini artırma yönünde adımlar atıyor.
Uzmanlar, bu gelişmenin İran'ın bölgedeki nüfuzunu artırabileceği görüşünde. Yemen, Suriye ve Lübnan'da faaliyet gösteren vekil güçler dolayısıyla İran'ın eli güçlenirken, ABD'nin diplomatik başarısızlığı, İran'ın daha agresif bir politika izlemesine zemin hazırlayabilir. Bu durum, Doğu Akdeniz'deki enerji hatlarından Kızıldeniz'deki ticari güzergâhlara kadar geniş bir alanda jeopolitik gerilimleri artırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran görüşmelerinin tıkanması, Türkiye için hem fırsat hem de riskler barındırıyor. Ankara, İran ile enerji ve ticaret alanlarında yakın ilişkilere sahip; ancak Tahran'ın nükleer programındaki belirsizlik, bölgesel istikrarı tehdit ediyor. Türkiye, bu süreçte arabuluculuk rolü üstlenebilir, ancak ABD ile İran arasındaki gerginlik, Türkiye'nin NATO yükümlülükleri ile İran ile olan pragmatik ilişkileri arasında bir denge kurmasını zorlaştırabilir. Öte yandan, İsrail'in stratejik başarısızlık vurgusu, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki varlığına yönelik güvenlik tehditlerini artırabilir. Bu nedenle Ankara'nın hem diplomatik hem de askeri hazırlıklarını gözden geçirmesi gerekebilir.