ABD ile İran arasında pazar günü İsviçre'de başlaması planlanan müzakereler, bölgedeki tansiyonun zirve yaptığı bir dönemde gerçekleşecek. Pakistan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan resmi açıklamada, iki ülke yetkililerinin İsviçre'nin Zürih kentinde bir araya geleceği belirtildi. Görüşmelerin ana gündem maddesinin İran'ın nükleer programı olduğu tahmin edilirken, Hamas lideri İsmail Haniye'nin Tahran'da suikaste uğramasının ardından İran'ın İsrail'e yönelik misilleme tehditleri ve Lübnan'daki çatışmalar görüşmelere damgasını vuracak. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın reformist çizgisi ve ABD ile diyaloğa açık sinyalleri, müzakerelerin seyrini etkileyebilir.
Arka plan: Gerilim ve diplomasi arasında ince çizgi
İran ve ABD arasındaki son doğrudan görüşmeler, 2022'de Katar'ın ev sahipliğinde yapılan dolaylı müzakerelerdi ve nükleer anlaşma (JCPOA) konusunda ilerleme sağlanamamıştı. Trump yönetiminin 2018'de anlaşmadan çekilmesi ve yaptırımları yeniden uygulamaya koymasının ardından, İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırmış ve yüzde 60'a yakın saflığa ulaşmıştı. Bu durum, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) tarafından defalarca rapor edilmiş ve Batılı ülkelerin endişelerini artırmıştı.
Pakistan Dışişleri Bakanlığı'nın duyurusu, İslamabad'ın iki ülke arasında arabuluculuk rolü oynadığını da ortaya koyuyor. Pakistan, geçmişte Suudi Arabistan-İran geriliminde de benzer bir rol üstlenmişti. Görüşmelerin İsviçre'de yapılması, tarafsız bir zeminde yürütülecek olması açısından önem taşıyor. İsviçre, ABD'nin İran'daki çıkarlarını temsil eden ülke olarak uzun yıllardır bu iki ülke arasında bir iletişim kanalı işlevi görmüştür.
Bölgesel boyut: Lübnan'da savaş ve Hürmüz tehdidi
Müzakereler, İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarının yoğunlaştığı bir döneme denk geliyor. İsrail ordusu, Hizbullah'ın mevzilerine yönelik hava operasyonlarını sıklaştırırken, Lübnan'da sivil kayıpların arttığı bildiriliyor. İran, Hizbullah'ın en önemli destekçisi olarak, Lübnan'daki gelişmeleri yakından takip ediyor. Aynı zamanda İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı'nı yeniden kapatma tehdidinde bulunmuştu. Bu tehdit, küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği stratejik su yolunun tıkanması anlamına geliyor ve dünya enerji piyasalarında paniğe yol açabilir.
Uzmanlar, İran'ın müzakere masasına oturarak zaman kazanmaya çalıştığını, ancak asıl amacının yaptırımların hafifletilmesi ve petrol ihracatını artırmak olduğunu belirtiyor. ABD tarafı ise İran'ın nükleer programının durdurulması ve bölgesel milis gruplara verdiği desteğin kesilmesi konusunda ısrarcı görünüyor. Görüşmelerin her iki taraf için de bir kazan-kazan senaryosu yaratması zor görünüyor, ancak diyaloğun devam etmesi bile başlı başına bir olumlu adım olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran görüşmeleri, Türkiye'nin komşusu İran ile olan ekonomik ve siyasi ilişkilerini doğrudan ilgilendiriyor. Ankara, İran'a yönelik yaptırımların hafifletilmesi durumunda enerji ticaretinin canlanacağını ve Türkiye'nin doğalgaz ithalatında alternatif bir kaynak olarak İran'ın öneminin artacağını öngörüyor. Ayrıca, Tahran'ın nükleer programı konusunda Batı ile anlaşmaya varması, Ortadoğu'da istikrarı artırabilir ve Türkiye'nin Suriye ve Irak politikalarını da etkileyebilir. Diğer yandan, görüşmelerin başarısız olması ve gerilimin tırmanması, bölgeyi daha da istikrarsızlaştırabilir ve Türkiye'yi mülteci akını ve terör tehdidi gibi risklerle karşı karşıya bırakabilir. Bu nedenle Ankara, müzakerelerin sonucunu yakından takip etmekte ve tüm taraflarla diyaloğunu sürdürmektedir.