ABD Başkanı Donald Trump ile İran Devrim Muhafızları arasında karşılıklı tehditlerin savrulduğu ve Basra Körfezi'ndeki Amerikan müttefiklerinin İran'a ait insansız hava araçlarını (İHA) durdurduğu bildirildi. Gerilim, İran'ın iki ABD helikopterine taciz ateşi açmasıyla başlayan olayların dördüncü gününe girerken, taraflar arasında doğrudan bir diyaloğun olmadığı ve tırmanışın devam ettiği kaydediliyor.
Gelişmenin arka planı
Çarşamba günü, İran Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Amir Ali Hacizade, yaptığı açıklamada Amerikan güçlerine karşı 'sürpriz bir saldırı' hazırlığında olduklarını söyledi. Hacizade, İran'ın elinde ABD'nin 'beş saat içinde karşılık veremeyeceği' yeni silahlar bulunduğunu iddia etti. Buna karşılık Trump, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, İran'ın 'çok büyük bir hata' yaptığını belirterek, 'ABD'nin misillemesi orantısız olacak' ifadelerini kullandı.
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yönetimleri, İran İHA'larını tespit edip müdahale ettiklerini duyurdu. Suudi Arabistan, askeri üslerine yaklaşan bir İran İHA'sını vurduğunu açıklarken, BAE de hava sahasını ihlal eden İran yapımı bir İHA'yı düşürdüklerini bildirdi. Her iki ülke de olayda herhangi bir can kaybı yaşanmadığını ifade etti.
İran Dışişleri Bakanlığı ise bu iddiaları 'asılsız' olarak nitelendirerek, söz konusu İHA'ların 'keşif amaçlı' olduğunu ve Körfez ülkelerinin hava sahasını ihlal etmediğini savundu. Bununla birlikte, İran'ın ABD askeri konuşlanmalarına yönelik daha önce yaptığı 'uyarılar' artarak devam ediyor.
Bölgesel veya küresel boyut
ABD-İran gerginliği, özellikle dünya petrol ticaretinin %20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı üzerinden küresel ekonomi açısından kritik bir boyut taşıyor. İran'ın boğazı kapatma tehditleri petrol fiyatlarında yukarı yönlü baskı yaratırken, Washington, Körfez'deki müttefikleriyle birlikte deniz güvenliğini sağlamak için 'Güvenli Deniz Koalisyonu' adı altında bir askeri harekât başlatmıştı.
Uzmanlar, mevcut gerginliğin kontrolden çıkması durumunda, İran'ın yanı sıra Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan'daki vekil güçlerinin de çatışmaya dâhil olabileceğini belirtiyor. Ayrıca, İran'ın nükleer programının son durumu ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) son raporları, taraflar arasında olası bir diplomatik çözümün önünde engel olarak duruyor.
Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, taraflara itidal çağrısında bulunurken, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Almanya Başbakanı Angela Merkel'in arabuluculuk girişimleri henüz somut bir sonuç vermiş değil. Rusya ise, gerilimin azaltılması için bölgesel bir güvenlik konferansı önerisini gündeme getirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran gerginliği, Türkiye'nin hem güvenlik hem ekonomik çıkarlarını doğrudan etkileyebilecek bir gelişmedir. Türkiye, Irak ve Suriye'deki İran varlığı nedeniyle sahadaki dengeleri yakından takip etmek zorundadır. Ayrıca, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran ve Körfez ülkelerinden karşılayan Türkiye için Hürmüz Boğazı'nın güvenliği hayati önem taşımaktadır. Artan petrol fiyatları Türkiye ekonomisine ek yük getirebilir. Türkiye, hem ABD hem İran'la diyalog kanallarını açık tutarak, tansiyonun düşürülmesi için arabulucu bir rol üstlenmeye çalışsa da, mevcut kutuplaşma ortamında bu çabaların sınırlı kalması olasıdır.