ABD ile İran arasında nükleer anlaşma konusunda yeni bir çerçeve mutabakatına varılması, uluslararası diplomaside önemli bir dönüm noktası olabilir. Tahran yönetimi, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlandırmayı kabul ederken, Washington da ekonomik yaptırımların bir kısmını hafifletmeye hazırlanıyor. Ancak taraflar arasındaki güvensizlik ve bölgesel gerginlikler, anlaşmanın kapsamını ve uygulanabilirliğini zorlaştırmaktadır.
Müzakere Sürecinin Arka Planı
İran’ın nükleer programı, 2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) ile bir süre kontrol altına alınmıştı. Ancak ABD’nin 2018’de anlaşmadan tek taraflı çekilmesi ve yeniden yaptırım uygulaması, İran’ı nükleer faaliyetlerini hızlandırmaya itti. Tahran, uranyumu yüzde 60 oranına kadar zenginleştirerek anlaşmanın izin verdiği sınırları aştı. Son üç yıldır devam eden dolaylı müzakereler, taraflar arasında bir çerçeve anlaşmasına zemin hazırladı.
Mevcut taslak metin, İran’ın yüzde 60 zenginleştirmeyi durdurmasını ve mevcut stoklarının bir kısmını yurt dışına sevk etmesini öngörüyor. Karşılığında ABD, petrol ve bankacılık alanındaki bazı yaptırımları kaldıracak ve dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasını sağlayacak. Ancak füze programı ve bölgesel milis güçleri gibi konular görüşmelerin dışında bırakılarak, yalnızca nükleer dosyaya odaklanılması hedefleniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Olası bir anlaşma, sadece ikili ilişkileri değil, tüm Ortadoğu’yu etkileyecek potansiyele sahiptir. İran’ın nükleer faaliyetlerinin sınırlandırılması, Suudi Arabistan ve İsrail başta olmak üzere bölge ülkelerinin endişelerini bir ölçüde hafifletebilir. Öte yandan, yaptırımların hafiflemesiyle İran’ın petrol ihracatının artması, küresel enerji piyasalarında arz fazlası yaratabilir. ABD’nin İran’ı bölgesel krizlerden uzak tutma çabası, Yemen ve Suriye’deki dengeleri de değiştirebilir.
Avrupa Birliği ve Rusya, anlaşmanın yeniden canlandırılmasına destek verirken, Çin de İran ile ticari ilişkilerini derinleştirmek istemektedir. BM ve IAEA denetimlerinin yeniden tesisi, uluslararası güvenlik mimarisi açısından kritik önemdedir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile 500 kilometrelik sınırı ve derin ekonomik bağları nedeniyle bu gelişmelerden doğrudan etkilenecektir. Yaptırımların hafiflemesi, Türkiye-İran ticaretinin önünü açabilir; özellikle enerji ithalatında maliyet avantajı sağlayabilir. Ancak anlaşmadan doğacak bölgesel denge değişiklikleri, özellikle Suriye ve Irak’ta Türkiye’nin güvenlik çıkarlarını doğrudan ilgilendirmektedir. Ankara, hem ABD ve İsrail ile ilişkilerini dengelemek hem de İran’ın milis güçler aracılığıyla bölgesel nüfuzunu koruma çabalarını yakından takip etmek durumundadır.