ABD ve İran arasında varılan 60 günlük geçici ateşkes, uluslararası toplum tarafından bir umut ışığı olarak görülse de, uzmanlara göre bu süreç kalıcı bir barış anlaşmasına dönüşmekten uzak. Uluslararası güvenlik profesörü Stefan Wolff'un değerlendirmesine göre, taraflar arasındaki derin güvensizlik ve temel anlaşmazlıklar, bu kısa vadeli duraklamanın gerçek bir ilerleme sağlamasını engelliyor. Wolff, "60 günlük pencerenin kapanmasına rağmen, taraflar birbirlerine yönelik taleplerinden vazgeçmiş değil. Bu daha çok bir nefes alma molası, diplomatik bir atılım değil" ifadelerini kullanıyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD ile İran arasındaki gerilim, özellikle 2018'de ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve ardından uygulanan ağır yaptırımlarla tırmanmıştı. İran da buna karşılık uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırarak ve Körfez'deki deniz güvenliğini tehdit ederek yanıt vermişti. Son aylarda yaşanan doğrudan çatışmalar, tarafları müzakere masasına oturmaya zorladı ancak kalıcı bir çözüm için gereken irade henüz oluşmuş değil.
Ateşkesin 60 günlük olması, aslında iki tarafın da stratejik bir hamlesi olarak yorumlanıyor. ABD, askeri yorgunluk ve iç siyasi baskılar nedeniyle bir süreliğine çatışmasızlık ortamı sağlamak isterken, İran da ekonomik kriz ve yaptırımların etkisini hafifletmek için bir nefes alma fırsatı arıyor. Ancak ne Washington ne de Tahran, temel taleplerinden taviz vermeye hazır görünüyor. ABD, İran'ın nükleer programının tamamen durdurulması ve bölgedeki vekil güçlerinin kontrol altına alınmasını isterken; İran, yaptırımların tümüyle kaldırılması ve egemenliğine saygı gösterilmesini talep ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu ateşkesin bölgesel yansımaları da oldukça kritik. İsrail ve Suudi Arabistan başta olmak üzere bazı bölgesel aktörler, ABD'nin İran'la anlaşma yapmasına sıcak bakmıyor. İsrail, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını önlemek için her türlü askeri seçeneği masada tutarken, Suudi Arabistan ise İran'ın Yemen ve Suriye'deki etkisini artırmasından endişe duyuyor. Ayrıca Rusya ve Çin'in de bu sürece dahil olması, müzakereleri daha karmaşık hale getiriyor. Rusya, İran'la askeri ve enerji işbirliğini derinleştirirken, Çin de yaptırımlara rağmen İran'dan petrol alımını sürdürüyor.
Küresel ölçekte ise bu ateşkes, enerji piyasalarında geçici bir rahatlama sağlasa da, uzun vadeli belirsizlik devam ediyor. Petrol fiyatları ateşkes haberleriyle bir miktar geriledi ancak yaptırımların devam etmesi ve İran'ın petrol ihracatının sınırlı kalması, arz endişelerini canlı tutuyor. Ayrıca ABD'nin Orta Doğu'daki askeri varlığının azaltılması yönündeki sinyaller, bölgede bir güç boşluğu yaratabileceğinden, küresel güç dengelerini de etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-İran geriliminden doğrudan etkilenen bir ülke. İran'la komşu olan ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını bu ülkeden karşılayan Türkiye, yaptırımlar nedeniyle ticaretinde zorluk yaşıyor. Ateşkes süreci, Türkiye'nin İran'la enerji ve ticaret bağlarını genişletme çabalarına kısa vadeli bir rahatlama getirebilir. Öte yandan, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki varlığı, İran'ın bölgesel nüfuzuyla doğrudan rekabet halinde. Bu nedenle, kalıcı bir barış anlaşmasının olmaması, Türkiye'nin kuzey Irak ve Suriye'deki operasyonlarını etkileyebilir. Ayrıca, ABD'nin İran'la anlaşma arayışı, Türkiye'nin NATO müttefiki olarak konumunu da yeniden şekillendirebilir.