İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun yıllardır hayata geçirmeye çalıştığı İran'a yönelik uluslararası yalnızlaştırma politikası, ABD ile İran arasında varılan nükleer anlaşmanın ardından büyük bir darbe aldı. Uzun süredir İran'ın nükleer programına karşı sert yaptırımlar ve askeri tehditleri savunan Netanyahu, bu anlaşmayla en temel dış politika hedefinin çöktüğünü gördü. İsrailli yetkililer, anlaşmanın İran'a nükleer silah üretme yolunda serbestlik tanıyacağını ileri sürerken, ABD yönetimi bölgesel istikrarı sağlamak adına diplomasi masasını tercih etti.
Gelişmenin arka planı
Netanyahu, 1990'lardan bu yana İran'ı 'varoluşsal bir tehdit' olarak tanımlayarak uluslararası toplumu Tahran'a karşı sert önlemler almaya çağırıyordu. Özellikle 2015'te imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı'na (KOEP) şiddetle karşı çıkan Netanyahu, ABD'nin anlaşmadan çekilmesini sağlamıştı. Ancak yeni ABD yönetiminin diplomasiye ağırlık vermesiyle yeniden masaya oturulan görüşmeler, Netanyahu'yu hayal kırıklığına uğrattı. İsrail'in istihbarat teşkilatı Mossad'ın anlaşma öncesi yürüttüğü gizli operasyonlar da bu süreçte yetersiz kaldı.
Anlaşma metnine göre İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini kısıtlarken uluslararası denetimlere izin veriyor; karşılığında ise ekonomik yaptırımların kaldırılmasını alıyor. Netanyahu ise bu denetimlerin yetersiz olduğunu ve İran'ın nükleer tesislerini gizleme kabiliyetini koruduğunu iddia ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Anlaşma, Orta Doğu'da dengeleri yeniden şekillendiriyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi İran'ı rakip gören ülkeler, ABD'nin bu adımıyla bölgede yeni bir güç dengesi oluşacağını değerlendiriyor. İran'ın nükleer programının meşrulaştırılması, diğer bölge ülkelerini de benzer adımlara itebilir. Öte yandan İsrail, anlaşmanın kendisini yalnızlaştırdığını ve İran'ın bölgesel nüfuzunu artıracağını savunuyor. Netanyahu'nun ABD Kongresi'ne yaptığı çağrılar da şu ana kadar sonuçsuz kaldı.
Küresel ölçekte ise anlaşma, ABD'nin müttefikleriyle arasında sürtüşmeye yol açıyor. Avrupa Birliği anlaşmayı desteklerken, İsrail ve bazı Körfez ülkeleri endişelerini dile getiriyor. Rusya ve Çin ise İran'la ilişkilerini güçlendirmek için bu fırsatı kullanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran'la nükleer müzakerelerde dengeli bir pozisyon izlemeyi sürdürüyor. Ankara, İran'a yönelik aşırı yaptırımların bölgede istikrarsızlığı artıracağını ve enerji ticaretini olumsuz etkileyeceğini savunuyor. ABD-İran anlaşması, Türkiye'nin enerji ithalatında İran'a olan bağımlılığını hafifletebilir ve aynı zamanda İran'la ticari ilişkilerin önünü açabilir. Öte yandan, İsrail'in bu anlaşmaya tepkisi, Doğu Akdeniz'deki enerji işbirliğini ve Türkiye-İsrail ilişkilerini etkileyebilir. Türkiye, bölgesel denklemdeki yerini korumak için anlaşma sonrası sürecin yakın takipçisi olacak.