Eski ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Henry Ensher, ABD ile İran arasında savaşın sonlandırılması amacıyla varılan mutabakatın nihai bir çözüm değil, aksine içinde pek çok aksaklık barındıran bir sürecin başlangıcı olduğunu söyledi. Ensher, anlaşmayı “hassas ve kırılgan” olarak nitelendirirken, taraflar arasındaki güven eksikliğinin süreci her an rayından çıkarabileceği uyarısında bulundu. Washington ve Tahran arasında aylardır süren dolaylı müzakerelerin ardından açıklanan adım, bölgede tansiyonun düşürülmesi yönünde umut yaratmıştı. Ancak Ensher’e göre, bu sadece bir başlangıç ve “birçok şey hâlâ ters gidebilir.”
Anlaşmanın arka planı ve içeriği
ABD ile İran arasında varılan mutabakatın çerçevesi, nükleer programın sınırlandırılması, bölgedeki vekil güçlerin faaliyetlerinin durdurulması ve İran’a yönelik bazı yaptırımların hafifletilmesi gibi başlıkları kapsıyor. Ancak anlaşmanın detayları kamuoyuna tam olarak yansımış değil. Taraflar, metnin henüz taslak aşamasında olduğunu ve nihai hale gelmesi için daha fazla müzakere gerektiğini duyurdu. Ensher, bu tür kapsamlı anlaşmaların genellikle uygulama aşamasında ciddi sıkıntılarla karşılaştığına dikkat çekti. Özellikle İran’daki muhafazakâr kanadın anlaşmaya şüpheyle yaklaştığı ve ABD’nin güvenilirliğini sorguladığı biliniyor.
Washington cephesinde ise Kongre’den gelen itirazlar ve özellikle İsrail’in yoğun lobi faaliyetleri süreci zorlaştırıyor. Eski diplomat, “Ne ABD ne de İran içinde bu anlaşmayı baltalamak isteyen güçlü aktörler var. Bu aktörler, her iki ülkede de anlaşmayı siyasi bir zafere dönüştürmek isteyenlerle bir arada yaşıyor” dedi. Ensher’e göre anlaşmanın ayakta kalabilmesi, iki tarafın da iç politikadaki dirençleri yönetebilme becerisine bağlı.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran mutabakatının başarısızlığa uğraması halinde sonuçlarının yalnızca iki ülkeyi değil, tüm Ortadoğu’yu etkileyeceği öngörülüyor. Anlaşmanın çökmesi, İran’ın nükleer programını hızlandırmasına, bölgedeki vekil güçler yoluyla gerilimi tırmandırmasına ve Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkelerinin de daha agresif bir güvenlik politikası izlemesine yol açabilir. Ayrıca, İsrail’in İran’a yönelik olası askeri operasyonları da yeniden masaya gelebilir.
ABD için ise bu anlaşma, Başkan Joe Biden yönetiminin dış politikadaki en önemli kozlarından biri. Başarısızlık, ABD’nin Ortadoğu’daki etkisini zayıflatırken, Çin ve Rusya’nın bölgede daha fazla nüfuz kazanmasına zemin hazırlayabilir. Çin, İran’la stratejik ortaklık anlaşması imzalamış ve Tahran’ın en büyük petrol alıcılarından biri konumunda. Pekin, Washington’un bölgeden çekilmesi durumunda hazır bir alternatif olarak öne çıkıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran mutabakatının seyri, Türkiye’nin güney sınırlarındaki istikrarı ve enerji güvenliği açısından kritik önem taşıyor. Anlaşmanın başarısız olması, Suriye ve Irak’ta İran destekli unsurların daha agresif bir tutum sergilemesine yol açabilir; bu da Türkiye’nin bu ülkelerdeki askeri varlığını ve sınır güvenliğini doğrudan etkiler. Ayrıca, İran’a yönelik yaptırımların hafifletilmesi, Türkiye’nin İran’dan doğalgaz ve petrol ithalatını kolaylaştırarak enerji maliyetlerini düşürebilir. Ankara, her iki tarafı da dengeleyen bir politika izlerken, mutabakatın kalıcı olması bölgesel ticaret ve enerji koridorları açısından olumlu bir gelişme olacaktır.