ABD ile İran arasında sağlanan yeni anlaşma, Ortadoğu'da yıllardır süren gerginliği bir nebze olsun hafifletirken, bölgedeki savaş senaryolarına dair belirsizlikleri azalttı. Ancak Pakistan'ın anlaşmayı Lübnan'ı da kapsayacak şekilde genişlettiği yönündeki açıklamaları, daha önceki ateşkes girişimlerinin akıbetini hatırlatarak, gerçek bir barışın henüz çok uzakta olduğunu gösteriyor.
Anlaşmanın kapsamı ve tarafların beklentileri
ABD ile İran arasında dolaylı yollardan yürütülen müzakerelerin ardından varılan anlaşma, nükleer program başta olmak üzere bir dizi konuyu kapsıyor. Anlaşma metninde, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerine sınırlama getirilmesi ve buna karşılık ABD'nin bazı yaptırımları gevşetmesi öngörülüyor. Ancak Pakistan'ın sözcüsü, sürecin aynı zamanda Lübnan'daki siyasi krizi de çözmeyi hedeflediğini belirtti. Bu açıklama, bölgedeki birçok aktörü şaşırttı; zira daha önce Lübnan'da sağlanan ateşkes anlaşmaları, taraflar arasındaki güvensizlik ve dış müdahaleler nedeniyle kısa sürede bozulmuştu. 2021'de imzalanan son ateşkes de Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmaların yeniden alevlenmesiyle sonuçsuz kalmıştı.
Anlaşmanın Lübnan ayağının, ülkedeki siyasi istikrarsızlığı sona erdirmeyi ve Hizbullah'ın silahsızlandırılmasını içerdiği iddia ediliyor. Ancak İran'ın bölgesel nüfuzunu arttırdığı bir dönemde, bu tür bir adımın Tahran yönetimince ne kadar benimseneceği tartışmalı. Zira İran, Lübnan'daki Hizbullah'ı stratejik bir müttefik olarak görüyor ve bu örgüt, İsrail'e karşı caydırıcı bir güç unsuru olarak kabul ediliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: belirsizlikler sürüyor
ABD-İran anlaşması, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri tarafından temkinli bir iyimserlikle karşılandı. Riyad yönetimi, uzun süredir İran'ın bölgesel müdahalelerinden şikayetçiydi ve bu anlaşmanın Yemen'deki savaşa da olumlu yansıyabileceğini düşünüyor. Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, anlaşmayı "tarihi bir hata" olarak nitelendirerek, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşmasını engellemediği gerekçesiyle eleştirdi. Netanyahu'nun bu söylemi, ABD ile İsrail arasında bir süredir devam eden görüş ayrılığını da gözler önüne serdi.
Öte yandan Pakistan'ın anlaşmaya dahil olması, bu ülkenin bölgedeki arabuluculuk rolünü güçlendirme çabası olarak yorumlanıyor. Pakistan, özellikle Suudi Arabistan ile İran arasında bir köprü kurma gayreti içinde. Ancak daha önceki Lübnan ateşkeslerinde başarısız olan tarafların aynı masada olması, anlaşmanın kalıcılığı konusunda şüpheleri artırıyor. Bölgedeki uzmanlar, İran'ın nükleer programına yönelik yaptırımların hafifletilmesi karşılığında Lübnan'da taviz vermesinin düşük bir ihtimal olduğunu ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran anlaşması, Türkiye'nin Ortadoğu politikasını doğrudan etkileyebilecek bir gelişme. Anlaşma, İran'ın bölgesel nüfuzunu sınırlamayı hedefliyor, ancak Lübnan gibi kırılgan ülkelerdeki etkisi belirsiz. Türkiye, İran'la enerji işbirliği ve ticaret hacmi nedeniyle bu anlaşmayı yakından izliyor. Özellikle anlaşmanın Suriye'deki İran varlığına yansımaları, Ankara'nın güvenlik endişelerini artırabilir. Ayrıca, Pakistan'ın arabuluculuk rolü, Türkiye'nin bölgedeki nüfuz alanıyla örtüşebilir. Ancak anlaşmanın kalıcı olmaması durumunda, Türkiye'nin mülteci akını ve sınır güvenliği gibi konularda yeni zorluklarla karşılaşması muhtemel.