Beyrut, 24 Haziran - ABD ile İran arasında olası bir nükleer anlaşmanın en büyük kaybedeni, İsrail'in İran stratejisi değil, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun onlarca yıldır özenle inşa ettiği siyasi marka olabilir. Analistler, eski ABD'li yetkililer ve diplomatlar, Netanyahu'nun kendisini Washington'u İran konusunda istediği yöne çekebilecek yegâne İsrail lideri olarak konumlandırdığını, ancak bu imajın artık ciddi bir darbe alabileceğini belirtiyor.
Netanyahu’nun İran stratejisi ve kırılma noktası
Netanyahu, 1990'lardan bu yana İran'ın nükleer programını İsrail için varoluşsal bir tehdit olarak tanımladı. 2015'teki Obama dönemi JCPOA anlaşmasına şiddetle karşı çıktı ve 2018'de Trump yönetimini anlaşmadan çekilmeye ikna etti. Şimdi Biden yönetimi, İran ile yeni bir anlaşma zemini ararken, Netanyahu'nun Washington üzerindeki etkisinin sınırları netleşiyor.
Eski bir ABD'li diplomat, "Netanyahu, Kongre'deki Cumhuriyetçi müttefikleri ve AIPAC gibi lobi gruplarıyla Beyaz Saray'ı defalarca köşeye sıkıştırdı. Ancak Biden yönetimi, İran'ın nükleer ilerlemesine karşı askeri seçeneği masada tutarak diplomatik bir çözüm arıyor. Netanyahu'nun bu süreci baltalama kabiliyeti eskisi kadar güçlü değil" dedi.
Analistler, Netanyahu'nun İran'a yönelik "ya hep ya hiç" söyleminin, ABD'nin pragmatik yaklaşımı karşısında aşındığını vurguluyor. İsrail'in 2022'deki siyasi krizleri ve yargı reformu protestoları da Netanyahu'nun uluslararası alandaki itibarını zedelemiş durumda.
Bölgesel yansımalar ve yeni dengeler
ABD-İran anlaşması, yalnızca İsrail'i değil, Suudi Arabistan, BAE ve diğer Körfez ülkelerini de yakından ilgilendiriyor. Bu ülkeler, İran'ın bölgesel nüfuzunun sınırlanmasını isterken, aynı zamanda ABD'nin güvenlik şemsiyesi altında ekonomik çıkarlarını korumaya çalışıyor. İsrail'in son yıllarda Körfez ülkeleriyle normalleşme adımları (Abraham Anlaşmaları), yeni bir İran anlaşması durumunda daha karmaşık bir hal alabilir.
Uzmanlara göre, Netanyahu'nun İran'a karşı askeri seçeneği gündemde tutması, bölgede tırmanma riskini artırıyor. Ancak ABD'nin diplomatik kanalı tercih etmesi, İsrail'in hareket alanını daraltıyor. Eski bir İsrail istihbarat yetkilisi, "Netanyahu, İran'ın nükleer tesislerine saldırı düzenlemek için ABD'nin yeşil ışığını istiyor ancak Biden yönetimi bu konuda isteksiz. Anlaşma sağlanırsa, Netanyahu'nun 'İran tehdidi' söylemi zemin kaybedecek" değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran arasındaki olası bir anlaşma, Türkiye için doğrudan ve dolaylı sonuçlar doğuracak. Doğrudan etki, enerji alanında hissedilebilir: İran yaptırımlarının hafiflemesi, Türkiye'nin İran'dan doğalgaz ve petrol ithalatını kolaylaştırabilir, enerji maliyetlerini düşürebilir. Dolaylı olarak ise, bölgesel dengeler değişecek: İran'ın uluslararası sisteme entegrasyonu, Suriye, Irak ve Kafkasya'daki nüfuz mücadelesinde Ankara'nın elini güçlendirebilir veya zayıflatabilir. Türkiye, İran ve İsrail arasındaki gerginlikten beslenen istikrarsızlık ortamının sona ermesinden fayda görebilir. Ancak İran'ın bölgesel faaliyetlerinin (PKK/PYD bağlantıları, Şii milisler) artabileceği endişesi de mevcut. Ankara, ABD-İran anlaşmasını kendi çıkarlarına göre şekillendirmek için diplomatik girişimlerini hızlandırabilir.