ABD ile İran arasında varılan anlaşma, Lübnan'da kısmi bir umut ışığı yaratırken, tepkiler hâlâ karışık. Lübnan'ın güneyi İsrail saldırılarıyla tamamen harap olmasına rağmen, ülkenin 300 milyon dolarlık yeniden imar fonuna dahil edilmemesi ve İsrail'in saldırılarına devam etmesi, anlaşmaya yönelik şüpheleri artırıyor.
Anlaşmanın ayrıntıları ve Lübnan'ın durumu
ABD ile İran arasında yapılan son anlaşma, taraflar arasında doğrudan bir angajmanı öngörüyor. Ancak Lübnan, bu anlaşmanın kapsamına dahil edilmiş değil. Ülkenin güneyi, İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmaların odağında yer alırken, bölgedeki altyapı ve yerleşim yerleri büyük ölçüde yok olmuş durumda. Yaklaşık 100 bin kişi yerinden edilmiş durumda ve insani yardıma acil ihtiyaç var. ABD'nin 300 milyon dolarlık yeniden imar fonu, daha çok Filistin ve Suriye'deki mültecilere odaklanmış durumda; Lübnan ise bu fondan yararlanamıyor.
Lübnanlı yetkililer, anlaşmanın bölgesel istikrara katkı sağlayabileceğini ancak ülkenin kendi sorunlarını çözmediğini belirtiyor. Hizbullah ise anlaşmayı kendi lehine yorumlayarak, direnişin meşruluğunun tanındığı iddiasında bulunuyor. İsrail ise anlaşmaya rağmen Lübnan'a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor; son olarak Baalbek bölgesine düzenlenen saldırıda sivil kayıplar yaşandığı bildirildi.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran anlaşması, Ortadoğu'da yeni bir denklem yaratabilir. Anlaşma kapsamında İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sınırlaması ve bazı yaptırımların hafifletilmesi öngörülüyor. Ancak Lübnan'daki gelişmeler, anlaşmanın İran'ın bölgesel nüfuzunu artırmasına yönelik endişeleri besliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, anlaşmayı temkinli karşılarken, İsrail ise anlaşmayı "tehlikeli" olarak nitelendiriyor. Fransa, anlaşmanın Lübnan'ı da kapsayacak şekilde genişletilmesi çağrısında bulunurken, Rusya bu sürecin dışında kalmayı tercih ediyor. ABD ise anlaşmanın sadece nükleer meseleleri kapsadığını, Lübnan'ın içinde bulunduğu krizin ayrı bir başlık olduğunu savunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye açısından bölgesel denklemde iki önemli sonuç doğuruyor. Birincisi, ABD-İran yumuşaması, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki askeri operasyonlarını etkileyebilir; İran'ın bölgesel nüfuzunun artması, Ankara'nın sahada manevra alanını daraltabilir. İkincisi, Lübnan'ın yeniden imar fonuna dahil edilmemesi, Türkiye'nin bölgedeki insani yardım ve yeniden yapılandırma rollerini ön plana çıkarabilir. Türkiye, daha önce Lübnan'a yönelik kalkınma yardımlarında bulunmuştu; bu süreçte Ankara'nın arabuluculuk veya yardım kanallarını genişletme ihtimali, Türk dış politikasının aktif angajmanını gerektirebilir.