Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında 17 Haziran'da imzalanan mutabakat zaptının (MoU) uygulanması, iki kritik engelle karşı karşıya. Bunlardan ilki Lübnan'da devam eden savaş, ikincisi ise Hürmüz Boğazı'nın statüsü. Taraflar arasında varılan mutabakat, nükleer programa ilişkin bazı kısıtlamalar karşılığında yaptırımların hafifletilmesini öngörüyordu, ancak sahadaki gelişmeler anlaşmanın ayakta kalmasını zorlaştırıyor.
Gelişmenin Arka Planı
Mutabakat zaptı, dolaylı görüşmelerin ardından Umman'ın arabuluculuğuyla imzalanmıştı. Anlaşma, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini %60 seviyesinin altında tutması ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) denetçilerine tam erişim izni vermesi karşılığında, ABD'nin İran'a ait bazı dondurulmuş varlıkları serbest bırakmasını ve petrol ihracatına yönelik bazı kısıtlamaları gevşetmesini içeriyordu.
Ancak Lübnan'da Hizbullah ile İsrail arasında yeniden alevlenen çatışmalar, İran'ın bölgesel nüfuzunu doğrudan ilgilendiren bir unsur olarak anlaşmanın uygulanmasını gölgeledi. Tahran yönetimi, Hizbullah'a verdiği destek nedeniyle Washington tarafından eleştirilirken, ABD Kongresi'nde İran'a yönelik yeni yaptırım tasarıları gündeme geldi.
Diğer taraftan Hürmüz Boğazı'nın statüsü meselesi, iki ülke arasındaki gerilimi tırmandıran bir başka faktör. İran, boğazdan geçen ticari gemilere yönelik denetimlerini artırdığını duyururken, ABD Donanması bölgedeki varlığını güçlendirdi. Uzmanlar, boğazın güvenliğinin küresel enerji arzı açısından kritik olduğuna dikkat çekiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran anlaşmasının akıbeti, yalnızca iki ülke için değil, tüm Ortadoğu ve küresel enerji piyasaları için belirleyici olacak. Anlaşmanın çökmesi halinde İran'ın nükleer faaliyetlerini yeniden hızlandırması ve bölgesel milis gruplara desteğini artırması bekleniyor. Bu durum, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkelerini endişelendirirken, İsrail'in olası bir askeri müdahale ihtimalini güçlendirebilir.
Küresel ölçekte ise, Hürmüz Boğazı'nda yaşanacak bir kriz, petrol fiyatlarında ani yükselişe yol açabilir. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, dünya petrol arzının yaklaşık %20'si bu boğazdan geçiyor. Bu nedenle ABD, Çin ve Avrupa Birliği, tarafları diyalog çağrısı yaparken, Rusya ise İran'a destek sinyali veriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem İran'la komşu olması hem de enerji ihtiyacının önemli bir kısmını bu ülkeden ve Körfez'den karşılaması nedeniyle anlaşmanın akıbetinden doğrudan etkilenecek. Anlaşmanın çökmesi halinde İran'a uygulanan yaptırımların yeniden sıkılaşması, Türkiye'nin enerji maliyetlerini artırabilir ve doğalgaz tedarikinde aksamalara yol açabilir. Ayrıca, Hürmüz Boğazı'nda yaşanacak bir kriz, Türkiye'nin dış ticaretinde kritik öneme sahip deniz yollarını tehdit ederken, bölgesel istikrarsızlık Türkiye'nin güney sınırlarındaki güvenlik tehdidini de artırabilir.