ABD ile İran arasında nükleer müzakerelerin yeniden canlanmasına yönelik işaretler artarken, Tahran yönetiminin daha önce görülmemiş bir özgüvenle masaya oturduğu belirtiliyor. Diplomatik kaynaklara göre, İbrahim Reisi'nin ölümünün ardından İran yönetiminde yaşanan değişim, ülkenin dış politikasında belirgin bir dönüşüme yol açtı. Yeni liderlik kadrosu, özellikle ABD ve İsrail tarafından uygulanan yaptırımların ve askeri tehditlerin en kötüsünü atlattıklarını düşünerek daha cesur adımlar atmaya hazır görünüyor.
Anlaşma Kapıda mı? Tahran'ın Yeni Stratejisi
Son haftalarda Batı başkentlerinde dolaşan haberler, Washington ve Tahran arasında dolaylı görüşmelerin hızlandığı yönünde. Özellikle Umman ve Katar'ın arabuluculuğunda yürütülen müzakerelerde, İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesini düşürmeye karşılık yaptırımların kaldırılması gibi klasik konuların yanı sıra, bölgesel güvenlik meselelerinin de masada olduğu belirtiliyor. Ancak İran'ın yeni müzakere ekibi, geçmişe kıyasla çok daha katı şartlar öne sürüyor. Bu tutum değişikliğinin arkasında, Tahran'ın son yıllarda İsrail ve ABD'nin askeri saldırılarına karşı gösterdiği dayanıklılık yatıyor. Özellikle İsrail'in İran içindeki hedeflere yönelik suikast ve sabotaj operasyonları, Tahran yönetimini yıldırmak bir yana, daha dirençli hale getirdi.
İran'ın özgüvenini artıran bir diğer faktör ise Rusya ve Çin ile giderek derinleşen stratejik ilişkiler. Tahran, Moskova ve Pekin'in desteğiyle Batı'nın ekonomik izolasyonunu kısmen aşmayı başardı. BRICS üyeliği ve Şanghay İşbirliği Örgütü'ndeki artan rolü, İran'a müzakere masasında elini güçlendiren kozlar sağlıyor. Bu durum, ABD'li diplomatların 'sabırla bekleyelim' stratejisini sorgulamalarına neden oluyor. Zira zamanın İran'dan yana işlediği görüşü giderek yaygınlaşıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
İran'ın bu yeni pozisyonu, sadece nükleer dosyayı değil, tüm Ortadoğu dengelerini etkiliyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri, Tahran'la doğrudan diyalog kanallarını açık tutarken, İsrail ise anlaşma ihtimaline karşı askeri seçenekleri masada tutuyor. Uzmanlar, İran'ın daha dirençli bir tutum takınmasının, bölgedeki vekil güçler aracılığıyla yürüttüğü faaliyetleri de etkileyeceğini belirtiyor. Yemen'deki Husiler, Lübnan'daki Hizbullah ve Suriye'deki İran destekli gruplar, Tahran'ın müzakere masasında elini güçlendiren unsurlar olarak görülüyor. ABD, bir yandan İran'la anlaşma zemini ararken, diğer yandan bölgedeki müttefiklerine güvence vermek zorunda. Bu ikilem, Washington'un Ortadoğu politikasında yeni bir kırılma noktası oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile ABD arasındaki bu yeni denklemde hassas bir konumda bulunuyor. Ankara, bir yandan İran'la enerji ticareti ve sınır güvenliği gibi konularda işbirliği yaparken, diğer yandan ABD ile stratejik ortaklığını sürdürüyor. İran'ın müzakere masasında daha güçlü bir pozisyon alması, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Kafkasya gibi bölgelerdeki çıkarlarını etkileyebilir. Ayrıca, İran yaptırımlarının hafifletilmesi durumunda Türkiye için yeni ticari fırsatlar doğabilir. Ancak İran'ın artan direnci, Ankara'nın Tahran'la rekabet halinde olduğu Suriye ve Irak gibi alanlarda yeni gerilimlere yol açabilir. Bu nedenle Türkiye, hem Washington hem de Tahran ile dengeli bir diplomasi yürütmek zorunda.