ABD ordusu, İran'daki hedeflere yönelik hava saldırılarının 13. gecesini de tamamladığını açıkladı. Pentagon'dan yapılan yazılı açıklamada, son 24 saat içinde İran'ın çeşitli bölgelerindeki askeri altyapı, füze rampaları ve komuta merkezlerinin hedef alındığı belirtildi. Böylece ABD'nin İran'a yönelik askeri operasyonu iki haftaya yaklaşırken, bölgede tansiyon giderek yükseliyor. Saldırıların özellikle İran'ın nükleer programına yönelik uluslararası endişelerin artmasıyla başladığı, ancak son günlerde hedeflerin genişletildiği yorumları yapılıyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD'nin İran'a yönelik saldırıları, iki ülke arasındaki gerilimin tırmanmasının ardından başladı. Washington yönetimi, İran'ın bölgedeki milis gruplara verdiği destek ve nükleer faaliyetlerini gerekçe göstererek operasyonların haklı olduğunu savunuyor. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı yaptığı açıklamada, "ABD, İran'ın saldırgan davranışlarına karşı caydırıcılık oluşturmak ve bölgedeki müttefiklerini korumak için bu operasyonları sürdürecek" ifadelerini kullandı. Saldırıların başlamasından bu yana İran'dan gelen ilk resmi tepkilerde, misilleme tehditleri öne çıkıyor. İran Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Amerikan güçleri ağır bir bedel ödeyecek; saldırılarımız sürpriz olacak" denildi.
Operasyonun 13 gündür kesintisiz sürmesi, ABD iç siyasetinde de tartışmalara yol açıyor. Kongre'deki bazı üyeler, Başkan'a verilen savaş yetkisinin sınırlarını sorgularken, özellikle Demokrat Parti kanadından gelen eleştiriler, "sınırsız çatışma" riskine dikkat çekiyor. Öte yandan, ABD'nin Orta Doğu'daki müttefikleri İsrail ve Suudi Arabistan'ın operasyonlara dolaylı destek verdiği, ancak doğrudan dahil olmaktan kaçındığı görülüyor. Uzmanlar, bu durumun bölgesel bir savaşa dönüşme riskini artırdığını belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin İran'a yönelik saldırıları, yalnızca iki ülkeyi değil, tüm Orta Doğu'yu etkileyen bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor. İran'ın, Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehditleri, küresel petrol fiyatlarında dalgalanmalara neden oldu. Brent petrolün varil fiyatı son iki haftada yüzde 15'in üzerinde artarak 90 doların üzerine çıktı. Enerji piyasalarındaki bu hareketlilik, dünya ekonomisi için yeni bir risk unsuru oluştururken, Avrupa ülkeleri ve Çin, hem ABD'ye hem de İran'a itidal çağrısında bulunuyor.
Rusya'nın ise İran'a askeri ve istihbarat desteğini artırdığı iddiaları, krizi daha da karmaşık hale getiriyor. Moskova yönetimi, İran'a hava savunma sistemleri tedarik etmeyi değerlendirdiğini açıkladı. Bu durum, ABD'nin operasyonlarının maliyetini artırırken, Rusya ile Batı arasındaki gerilimi de yeniden alevlendirme riski taşıyor. BM Güvenlik Konseyi'nde yapılan acil toplantılarda, taraflara ateşkes çağrısı yapıldı, ancak ABD ve müttefikleri, İran'ın tehditleri sona erdirmediği sürece saldırıların süreceğini bildirdi.
Sivil kayıplara ilişkin endişeler de artıyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, İran'da saldırılar nedeniyle yerinden edilen insan sayısının yüz binleri bulduğunu, insani durumun giderek kötüleştiğini açıkladı. Sivil toplum örgütleri, uluslararası toplumun krize müdahale etmemesini eleştirirken, gözlemciler bölgede kalıcı istikrarsızlık riskine dikkat çekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran çatışması, Türkiye'yi doğrudan etkileyen bir dizi riski beraberinde getiriyor. Öncelikle, krizin hemen sınır ötesinde yaşanması, Türkiye'nin güvenlik endişelerini artırıyor. Türkiye, İran ile uzun bir kara sınırına sahip ve olası bir mülteci akını veya sınır ötesi çatışmaların sıçraması, Ankara'yı zor durumda bırakabilir. Ekonomik açıdan ise petrol fiyatlarındaki yükseliş, enerji ithalatına bağımlı Türkiye'nin cari açığını olumsuz etkileyecektir. Ayrıca, Türkiye'nin bölgede Arabuluculuk rolü oynama kapasitesi, taraflar arasındaki diyaloğun tıkanması nedeniyle sınırlanıyor. Ankara, hem ABD hem İran ile ilişkilerini dengede tutmaya çalışırken, krizin Türkiye'nin güney komşusu Irak'a da sıçraması halinde PKK ve diğer terör örgütleriyle mücadele stratejisini etkileyebileceği değerlendiriliyor.