ABD, dünyada vatandaşlarını ikamet ettikleri ülkeye göre değil, vatandaşlık statülerine göre vergilendiren neredeyse tek ülke olmaya devam ediyor. Bu durum, yurt dışında yaşayan milyonlarca Amerikalı için ciddi mali ve hukuki yükümlülükler doğururken, uzun süredir beklenen vergi reformu hâlâ hayata geçirilmiş değil. Yurtdışı Amerikalılar Derneği’nin (AARO) yaptığı açıklamalara göre, gurbetçiler çifte vergilendirme korkusuyla yatırım yapmaktan kaçınıyor, banka hesaplarını kapatmak zorunda kalıyor ve hatta bazıları ABD vatandaşlığından çıkmayı bile düşünüyor. Bu haber, gurbetçi toplumunun vergi adaleti ve reform taleplerini, bu taleplerin küresel etkilerini ve Türkiye açısından olası yansımalarını masaya yatırıyor.
Vatandaşlık Temelli Vergilendirmenin Karmaşık Yapısı
ABD, dünyada vatandaşlık temelinde vergilendirme uygulayan tek ülke konumunda. Bu sistem, Amerikan vatandaşlarının ve yeşil kart sahiplerinin, nerede ikamet ederlerse etsinler, dünya genelindeki gelirlerini IRS’e (ABD Gelir İdaresi) bildirmelerini gerektiriyor. Diğer ülkelerin çoğu, ikamet esaslı vergilendirme uygularken, ABD’nin bu yaklaşımı, gurbetçiler için karmaşık bir mali tablo oluşturuyor. Örneğin, bir Amerikalının Almanya’da maaş geliri varsa, bu gelir önce Almanya’da vergilendiriliyor; ancak ABD de aynı geliri vergilendirme hakkına sahip olduğunu iddia ediyor. Yabancı Vergi Kredisi (FTC) gibi mekanizmalar çifte vergilendirmeyi önlemeye çalışsa da, uygulamada gurbetçiler sıklıkla ev sahibi ülkenin vergi oranları ABD’den yüksekse veya vergi sistemi farklıysa sorunlar yaşıyor.
Bununla birlikte, 2010’da yürürlüğe giren Yabancı Hesap Vergi Uyum Yasası (FATCA), gurbetçilerin yaşamını daha da zorlaştırdı. FATCA, yabancı finansal kurumların ABD vatandaşlarına ait hesapları IRS’e bildirmesini zorunlu kılıyor. Bu düzenleme, birçok bankanın Amerikalı müşterilerine hizmet vermekten kaçınmasına yol açtı. Örneğin, bazı Avrupa bankaları, FATCA uyum maliyetlerini gerekçe göstererek ABD vatandaşlarının hesap açmasına izin vermiyor veya mevcut hesaplarını kapatıyor. Bu durum, gurbetçilerin bankacılık hizmetlerine erişimini kısıtlarken, günlük yaşamlarını olumsuz etkiliyor.
Reform Talepleri ve Son Gelişmeler
Gurbetçi örgütleri ve bazı ABD kongre üyeleri, yıllardır bu sistemin değiştirilmesi için kampanya yürütüyor. Özellikle ikamet esaslı vergilendirmeye geçilmesi, en çok dile getirilen öneri olarak öne çıkıyor. Ancak reform çabaları, Kongre’deki yoğun gündem ve siyasi kutuplaşma nedeniyle sürekli olarak erteleniyor. 2023 yılında temsilciler Meclisi’ne sunulan ve “Yurtdışında Yaşayan Amerikalıların Vergilendirilmesi Reformu” başlığını taşıyan bir yasa tasarısı, henüz komite aşamasında bekliyor. Tasarı, ikamet esaslı vergilendirmeyi öngörürken, gurbetçilerin ABD vatandaşlığından çıkma kararlarını da azaltmayı hedefliyor.
Aralık 2024’te ABD Hazine Bakanlığı’nın yayımladığı bir raporda, vatandaşlık temelli vergilendirmenin gurbetçiler üzerinde yarattığı olumsuz etkiler kabul edilmiş olsa da, hükümetin bu konuda acil bir adım atması beklenmiyor. Uzmanlar, reformun önümüzdeki birkaç yıl içinde gerçekleşmesinin düşük ihtimal olduğunu belirtiyor. Bu durum, özellikle yüksek gelirli gurbetçiler arasında vatandaşlıktan çıkma eğilimini artırıyor. IRS verilerine göre, her yıl yaklaşık 6.000 Amerikalı vatandaşlıktan çıkıyor; bu rakam, 2010 yılındaki yaklaşık 1.500’e göre dört kat artmış durumda.
Küresel Boyut: Rekabet ve İkili Anlaşmaların Önemi
ABD’nin bu politikası, küresel ölçekte de tartışmalara yol açıyor. Birçok ülke, kendi vergi sistemlerini ABD’nin bu uygulamasına göre şekillendirirken, Amerikan vatandaşlarının ülkeye çekilmesi konusunda zorluklar yaşanıyor. Özellikle finansal hizmetler sektöründe çalışan yetenekli Amerikalılar, Londra ve Hong Kong gibi finans merkezlerinde yaşamayı tercih ederken, vergi uyum maliyetleri nedeniyle bu şehirlerin çekiciliği azalabiliyor. Bu durum, ABD’nin küresel rekabet gücünü olumsuz etkileyebilecek bir faktör olarak değerlendiriliyor. Ayrıca, ABD’nin ikili vergi anlaşmaları imzaladığı ülkelerde, anlaşma hükümleri gurbetçilerin durumunu kısmen hafifletiyor; ancak yine de tam bir çözüm sağlanamıyor.
Öte yandan, ABD’nin bu politikası, diğer ülkelerde yaşayan Amerikalıların yerel iş kurma ve istihdam yaratma çabalarını da sekteye uğratıyor. Uzmanlar, vatandaşlık esaslı vergilendirmenin, Amerikan sermayesinin yurt dışına akmasını engelleyerek küresel yatırım ortamını olumsuz etkilediğini dile getiriyor. Reform yapılmadığı takdirde, bu eğilimin devam edeceği ve ABD’nin küresel etkisinin zayıflayabileceği öngörülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye’de yaşayan ABD vatandaşları, sayıları 50.000’i bulmasa da, benzer vergi yükümlülükleriyle karşı karşıya. Özellikle 2023 depremi sonrası yardım faaliyetlerinde bulunan Amerikalı gönüllüler ve uzun süreli ikamet eden emekliler, bu durumdan olumsuz etkilenebiliyor. Türkiye ile ABD arasında çifte vergilendirmeyi önleme anlaşması mevcut olmasına rağmen, FATCA uyumu, Türk bankalarının Amerikalı müşterilerine uyguladığı prosedürleri ağırlaştırıyor. Bu durum, Türkiye’nin yabancı yatırım ve turizm potansiyelini de sınırlayabilir. Özellikle yeni düzenlemeler yapılmadığı takdirde, bu durumun iki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde önemli bir başlık olmaya devam edeceği değerlendiriliyor.