ABD'de bir göçmenlik yargıcı, Filistinli insan hakları savunucusu Salah Sarsour'un sınırdışı edilmesine hükmetti. Karar, Soğuk Savaş döneminden kalma ve genellikle komünist partilerle bağlantılı kişileri hedef alan tartışmalı bir yasa maddesine dayandırıldı. Sarsour'un avukatları, kararın siyasi motivasyonlu olduğunu ve ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini savunuyor. Karar, ABD'de Filistin yanlısı aktivizme yönelik artan baskının son örneği olarak değerlendiriliyor.
Olayın Arka Planı ve Yasal Dayanak
Salah Sarsour, Milwaukee'de uzun yıllardır Filistin hakları için çalışan bir aktivist. ABD'ye 1990'larda geldi ve daimi oturma izni (green card) aldı. Ancak 2017'de göçmenlik yetkilileri, Sarsour'un 1993'teki bir Filistin İslami Cihad (FİJ) toplantısına katıldığı iddiasıyla sınırdışı işlemi başlattı. Sarsour, toplantıya katılmadığını ve örgütle hiçbir bağlantısı olmadığını söylüyor. ABD yönetimi, Soğuk Savaş döneminde çıkarılan McCarran-Walter Yasası'nın 212(a)(3)(B) maddesini kullanarak, "terör örgütüne maddi destek sağlama" gerekçesiyle Sarsour'u sınırdışı etmek istiyor. Bu madde, örgüte doğrudan katılmayan ancak "destek veren" kişileri de kapsayacak şekilde geniş yorumlanabiliyor.
Göçmenlik yargıcı, 2018'de verdiği ilk kararda Sarsour'un sınırdışı edilmesine hükmetmişti. Temyiz süreci devam ederken, 2021'de Biden yönetimi davayı yeniden açtı. Son duruşmada yargıç, Sarsour'un sınırdışı edilmesi yönündeki kararını yineledi. Sarsour'un avukatları, kararın temyiz edileceğini ve siyasi bir karar olduğunu belirtiyor. Dava, ABD'de Filistin yanlısı aktivistlere yönelik sistematik bir baskının parçası olarak görülüyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu dava, ABD'nin Filistin yanlısı aktivizme karşı tutumunun bir göstergesi. Özellikle 7 Ekim 2023'ten sonra Gazze'deki savaşın ardından ABD'de Filistin yanlısı gösteriler ve aktivizm artmış, buna karşılık üniversitelerde ve göçmenlik sisteminde baskılar yoğunlaşmıştı. Sarsour davası, ifade özgürlüğü ile ulusal güvenlik arasındaki dengeyi sorguluyor. İnsan hakları örgütleri, McCarran-Walter Yasası'nın "maddi destek" maddesinin keyfi ve geniş yorumlandığını, bunun masum kişileri hedef aldığını savunuyor. Öte yandan ABD yönetimi, terörle mücadelede taviz verilmemesi gerektiğini vurguluyor. Dava, uluslararası alanda da yankı uyandırdı; Filistin yanlısı gruplar kararı protesto ederken, İsrail yanlısı kuruluşlar kararı olumlu karşıladı.
Bu tür davalar, ABD'nin göçmenlik politikalarının siyasi amaçlarla nasıl kullanılabileceğini gösteriyor. Sarsour'un sınırdışı edilmesi halinde, Filistin'e gönderilme riski bulunuyor. Ancak İsrail'in kontrolündeki topraklara girişi yasaklı olabileceği için, üçüncü bir ülkeye gitmesi gerekebilir. Dava, ABD'deki Filistinli mülteciler ve aktivistler için emsal teşkil edebilir. Ayrıca, ABD'nin Orta Doğu politikaları ve insan hakları söylemiyle çeliştiği yönünde eleştiriler var.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Filistinli bir insan hakları savunucusunu sınırdışı etme kararı, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek ve ABD ile ilişkileri açısından önemli. Türkiye, Filistin haklarını savunan aktivistlere yönelik baskıları yakından takip ediyor. Bu dava, ABD'nin ifade özgürlüğü ve insan hakları konusundaki çifte standardını gözler önüne seriyor. Türkiye, uluslararası platformlarda Filistinli aktivistlerin haklarını savunmaya devam edecektir. Ayrıca, ABD'deki Filistin yanlısı aktivizme yönelik baskılar, Türkiye'nin bölgesel barış ve adalet çağrılarını güçlendiriyor. Türk dış politikası, Filistin davasını desteklemeyi sürdürecek ve bu tür davaları insan hakları ihlali olarak gündeme getirecektir.