ABD Sahil Güvenlik Teşkilatı'na ait bir gemi, Filipinler ile birlikte Güney Çin Denizi'ndeki Scarborough Shoal (Filipinler'de Panatag Shoal, Çin'de Huangyan Adası) yakınlarında 26-30 Mayıs tarihleri arasında ortak bir deniz devriyesi gerçekleştirdi. Bu faaliyet, Manila yönetiminin Beijing'in bu stratejik bölgede kalıcı yapılar inşa edebileceği endişeleri üzerine düzenlendi. Söz konusu devriye, ABD Sahil Güvenlik unsurlarının Filipin güçleriyle ilk kez bir deniz iş birliği faaliyetine katılması açısından tarihi bir nitelik taşıyor.
Scarborough Shoal'daki gerginlik ve askeri hareketlilik
Scarborough Shoal, Güney Çin Denizi'nde, Filipinler'in ana karasına yaklaşık 200 kilometre, Çin'in Paracel Adaları'na ise daha uzak bir mesafede yer alan bir mercan adası ve çevresindeki suları kapsıyor. Bölge, zengin balık stokları ve potansiyel enerji kaynakları nedeniyle stratejik öneme sahip. Filipinler, Çin'in 2012 yılından bu yana bölgede varlığını artırdığını ve zaman zaman balıkçı teknelerine müdahale ettiğini iddia ediyor. Manila, Beijing'in burada yapay ada inşası veya askeri tesis kurma olasılığına karşı uyarılarda bulunuyor. ABD'nin Hint-Pasifik Komutanlığı, müttefiki Filipinler'e destek amacıyla sık sık bölgede varlık gösteriyor. Bu devriye, ABD Sahil Güvenlik gemisi USCGC “James” (WMSL-754) tarafından icra edildi.
Filipinler Devlet Başkanı Ferdinand Marcos Jr. yönetimi, Çin ile olan anlaşmazlıklarda uluslararası hukuka ve 2016 tarihli Lahey Daimi Tahkim Mahkemesi kararına vurgu yapıyor. Mahkeme, Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki dokuz çizgi (nine-dash line) iddiasını geçersiz saymıştı. Beijing ise bu kararı tanımadığını açıklamış ve bölgedeki faaliyetlerine devam etmişti. Scarborough Shoal, 2012'deki gerilimden bu yana Çin'in fiili kontrolü altında bulunuyor ancak Filipin donanması da bölgede düzenli devriye yapıyor.
Bölgesel ve küresel güç dengelerine yansımaları
ABD-Filipin ortak devriyesi, yalnızca iki ülke arasındaki ittifakın gücünü göstermekle kalmıyor, aynı zamanda Çin'in Güney Çin Denizi'ndeki genişlemeci politikalarına karşı uluslararası toplumun tepkisini de yansıtıyor. Japonya, Avustralya ve diğer bölge ülkeleri de benzer endişeler taşıyor ve ABD liderliğindeki ittifaka katılım sağlıyor. Bu devriye, ABD'nin Hint-Pasifik stratejisi kapsamında müttefikleriyle deniz güvenliği iş birliğini derinleştirdiğinin bir işareti olarak değerlendiriliyor. Özellikle Tayvan Boğazı ve Güney Çin Denizi'ndeki gerilimler, küresel ticaret rotalarının güvenliği açısından da kritik öneme sahip. Bölgeden geçen ticaret hacmi, dünya deniz ticaretinin yaklaşık üçte birini oluşturuyor.
Çin Dışişleri Bakanlığı, daha önce yaptığı açıklamalarda, ABD'nin bölgeye müdahalesini eleştirmiş ve egemenlik haklarını koruyacağını belirtmişti. Uzmanlar, ABD Sahil Güvenlik varlığının sivil bir kurum olması nedeniyle Çin'in aşırı tepki vermesini engelleyebileceğini, ancak aynı zamanda Beijing'in bölgedeki angajmanını artırabileceğini öngörüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Güney Çin Denizi'ne doğrudan kıyıdaş olmamakla birlikte, küresel bir deniz ticareti aktörü olarak bu bölgedeki gelişmeleri yakından takip etmektedir. Türk gemileri ve ticari çıkarları, Hint-Pasifik bölgesindeki deniz yollarının güvenliğine bağımlıdır. ABD-Çin rekabetinin tırmandığı bu tür olaylar, uluslararası ticaret akışını etkileyebilir. Ayrıca Türkiye, Doğu Akdeniz'de kendi deniz yetki alanlarıyla ilgili benzer hukuki mücadeleler verdiği için uluslararası hukukun üstünlüğü vurgusu Türk dış politikası açısından önem taşımaktadır. Bu nedenle Ankara, Çin'in iddialarına karşı uluslararası hukuka dayalı çözümleri desteklemekle birlikte, Beijing ile ikili ticari ilişkilerini de dengelemeye çalışmaktadır.