Ocak ayında başlatılan bir yazı dizisi, “Ekonomik devlet yönetimi geri döndü, ancak ABD hazır mı?” sorusuyla açılmıştı. Bu sorunun arkasında, ABD’nin ekonomik devlet yönetimine dair (en azından açıkça) bir strateji henüz ortaya koymamış olması yatıyordu. Oysa ekonomik araçların dış politika ve güvenlik politikasında giderek merkezî bir rol oynadığına dair kabul her geçen gün artıyordu. Bu eksiklik, Washington’ın artan küresel rekabet, yaptırımlar ve ekonomik güvenlik tehditleri karşısında ne kadar hazırlıklı olduğu sorusunu gündeme getiriyor.
Ekonomik Devlet Yönetiminin Yükselişi ve ABD’nin Konumu
Soğuk Savaş sonrası dönemde ekonomik araçlar genellikle dış politikanın bir tamamlayıcısı olarak görülürken, özellikle 2010’lu yıllardan itibaren yaptırımlar, ihracat kontrolleri, yatırım kısıtlamaları ve tedarik zinciri güvenliği gibi konular ulusal güvenliğin ayrılmaz parçaları haline geldi. ABD, bu alanda en geniş araç setine sahip ülkelerden biri olmasına rağmen, uzun süre bu araçları kapsamlı bir doktrin çerçevesinde kullanmadı. Özellikle Çin’in ekonomik yükselişi ve Rusya’nın enerji kartını kullanması, Washington’ı ekonomik güvenlik konusunda daha sistematik düşünmeye zorladı.
Yazı dizisinin Ocak ayındaki açılışında vurgulandığı üzere, ABD’nin ekonomik devlet yönetimi stratejisini henüz ilan etmemiş olması, müttefikler ve rakipler nezdinde bir belirsizlik yaratıyor. Bu belirsizlik, hem yatırımcılar hem de diplomatik ortaklar için öngörülemezlik anlamına geliyor. Ayrıca, ABD Kongresi’nde ve yönetim içinde farklı ekonomik güvenlik yaklaşımlarının bulunması, tutarlı bir stratejinin oluşturulmasını zorlaştırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Müttefikler ve Rakipler Ne Bekliyor?
ABD’nin ekonomik güvenlik stratejisi eksikliği, yalnızca iç politika meselesi değil; aynı zamanda küresel ekonomik mimariyi de etkiliyor. Avrupa Birliği, kendi “ekonomik güvenlik stratejisi”ni 2023’te açıklarken, ABD’nin net bir çerçeve sunmaması transatlantik koordinasyonu güçleştiriyor. Japonya, Güney Kore ve Avustralya gibi Hint-Pasifik müttefikleri, Çin’e karşı ortak bir ekonomik güvenlik duruşu bekliyor. Öte yandan, Çin ve Rusya, ABD’nin ekonomik araçları kullanma biçimini “keyfî” olarak nitelendirerek kendi alternatif mekanizmalarını (örneğin BRICS ödeme sistemleri) güçlendirme çabasında.
Uzmanlar, ABD’nin bir ekonomik güvenlik doktrini oluşturmasının, yaptırım politikalarının etkinliğini artıracağını ve müttefiklerle iş birliğini derinleştireceğini belirtiyor. Ancak böyle bir doktrinin, iç siyasi tartışmalar ve farklı kurumlar arasındaki yetki çatışmaları nedeniyle kısa vadede hayata geçmesi zor görünüyor. Yine de Ocak ayında başlatılan yazı dizisinin, bu tartışmayı kamuoyu önünde canlı tutması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD’nin ekonomik güvenlik stratejisi belirsizliği, Türkiye’yi doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, NATO müttefiki olarak ABD’nin yaptırım ve ihracat kontrol politikalarından etkilenebilecek konumda. Özellikle savunma sanayii tedarik zincirleri ve enerji yatırımları açısından ABD’nin net bir doktrin açıklaması, Türk karar alıcılar için öngörülebilirlik sağlayacaktır. Ayrıca, ABD’nin Çin’e yönelik ekonomik güvenlik önlemleri, Türkiye’nin Asya ile ticaretinde dolaylı etkiler yaratabilir. Türkiye, kendi ekonomik güvenlik stratejisini oluştururken ABD’nin adımlarını dikkatle izlemeli ve transatlantik koordinasyon içinde hareket etmelidir.